İsrail’in Dış Politikada Çevre Doktrininden İbrahim Anlaşmalarına Geçişi (1958-2020)

Dr. Tahir Bekiroğlu |

Giriş

İsrail Devleti 1948’de kurulduktan sonra Tevrat’a atfen “vadedilmiş topraklar (Nil ve Fırat Nehirleri arasındaki bölge)” ve “üstün millet” kavramlarına dayalı güvenlikçi dış politikaları nedeniyle komşu Arap devletlerine karşı Çevre Doktrinini 1958’den itibaren uygulamaya başlamıştır. Bu doktrin kapsamında sınırdaş ve etnik/dinî bakımdan İsrail’e düşman olmayan devlet ve topluluklarla ilişkilerin geliştirilmesi esas alınmıştır. Soğuk Savaş sonrası Ortadoğu’daki gelişmeler 2018’den itibaren İsrail’i dış politikada değişikliğe ve 2020’de ABD’nin öncülüğünde İbrahim Anlaşmalarını imzalamaya zorlamıştır. Bu bağlamda, İsrail’in kuruluşundan itibaren bölgesel dış politika parametrelerinde neden değişikliğe gittiğine dair analiz aşağıda sunulmuştur.

Çevre Doktrini

İsrail Devletinin kurucusu ve ilk Başbakanı David Ben Gurion İsrail’e karşı düşmanca tutum izleyen komşu Arap devletlerini (Mısır, Ürdün, Lübnan, Suriye ve Irak) caydırmaya yönelik olarak 1958’den itibaren Çevre Doktrinini uygulamıştır. Çevre Doktrini İsrail’in Ortadoğu’da Arap ve Müslüman olmayan ülkeler ve azınlıkların yanı sıra Arap-İsrail savaşlarına katılmayan Arap devletleriyle ilişkilerin geliştirilmesini ve İsrail’in bölgesel izolasyonunun azaltılmasını öngörmüştür. Bu bağlamda, İsrail bekasını sağlamak için Ortadoğu ülkelerine Araplar ve Arap olmayanlar, İslamcılar ve İslamcı olmayanlar, merkez ve çevre ülkeleri şeklinde yaklaşarak Çevre Doktrinini Arap komşularını dengelemeye yönelik uygulamıştır (Guzansky,2021:3,13,89).

Soğuk Savaş döneminde İsrail Çevre Doktrini bağlamında, kendisini merkeze koyarak çevre ülkeleri; (i) 1977 öncesinde savaştığı Arap devletleriyle (Irak, Suriye, Ürdün, Mısır, Lübnan ve Filistin) sınırdaş Arap ve Müslüman olmayan devletler; (ii) İsrail’in Savaştığı Arap devletlerindeki Arap ve Müslüman olmayan halklar; (iii) Ortadoğu’da Arap milliyetçiliğinden (Baasçılık) tehdit algılayan veya İsrail ile ilişki kurmak isteyen Arap devletleri şeklinde Ortadoğu’daki devlet ve toplulukları üç grupta kategorize etmiştir. İsrail açısından devlet düzeyinde çevreyi; etnik bakımdan İran ve Türkiye, dinî bakımdan Hristiyan Etiyopya ve coğrafi bakımdan Fas, Umman, Yemen, Sudan gibi İsrail ile sınırdaş olmayan Arap devletleri oluştururken, devlet dışı düzeyde çevreyi ise; etnik açıdan Kürtler (Kuzey Irak) ve dinî açıdan Hristiyan Marunîler (Lübnan) ile Hristiyan Güney Sudanlılar oluşturmuştur (Alpher,2015:14).

Arap ve Müslüman Ortadoğu’nun düşmanca tutumuna karşı İsrail; Türkiye, İran, Sudan ve Etiyopya’nın (Harita 1) yanı sıra Kuzey Irak’taki Kürtler (Harita 2) ve Güney Sudan’daki Hristiyanlar ile ilişkileri geliştirmek ve bu ilişkilerle sağlanacak güvenlik ortamından yararlanmak istemiştir (Guzansky,2021:90). Ayrıca, İsrail Amerika Birleşik Devletleri’nin yanında yer alarak ABD’nin stratejik ortağı olmayı hedeflemiştir (Bengio,2010:39). Ben Gurion’un ABD’yi Çevre Doktrininin uygulanmasına dâhil etme girişiminden sonra (Alpher,2015:98) ABD de Arap ülkelerini kendi etki alanına çekmek veya Sovyet nüfuzu altına girmesini engellemek için İsrail’in bölgede oynayacağı rolü dikkate almıştır (Bass,2004:39-40). Bu bağlamda, İsrail Çevre Doktrinini ABD’nin bölgeye yönelik stratejileriyle birlikte uygulamaya başlamıştır. Çevre Doktrini kapsamında süper güç ABD ile ittifak yaparak İsrail bir yandan İran, Türkiye ve Etiyopya ile ilişkilerini geliştirirken ve Kuzey Irak Kürtlerine desteğini sürdürürken, diğer yandan da bu ilişkileri Mısır, Suriye ve Irak’taki Sovyet yanlısı rejimlere karşı denge unsuru olarak kullanmıştır (Alpher,2015:26).

İsrail Başbakanı Şimon Peres Yeni Ortadoğu adlı kitabında “Filistin sorununa gelince, Arap-İsrail çatışmasını çözemeyeceğiz. Ve bu çatışma çözülmezse, yeni bir Ortadoğu inşa etmek çok zor, hatta imkânsız olacak” demiştir (Peres,1993:170). Yeni Ortadoğu yaklaşımı; İsrail’de iki devletli çözüme ulaşılamaması, Arap ülkelerinin İsrail’in altyapı projelerine yatırım için isteksiz olması ve İsrail’in Filistin sorununu çözüp statükoyu kabullenmesiyle Ortadoğu’ya entegre olabileceğini ileri sürmesi nedeniyle uygulanamamıştır (Alpher,2015:173).

Soğuk Savaş döneminde Pan-Arabizmi dengelemeye ve düşmanca davranan Arap komşularını caydırmaya yönelik olarak Çevre Doktrini bağlamında İran ve Türkiye ile ilişkilerine önem ve öncelik veren İsrail 1979 yılında İslami Devrimden sonra İran’ı ve 2008 Gazze Saldırısından sonra İsrail’e karşı tutumunu değiştiren Türkiye’yi tehdit olarak algılamaya başlamıştır. Buna ilaveten, Arap Baharı olayları, Libya, Suriye ve Yemen’deki iç savaşlar İsrail’i endişelendirmiştir.

Yirmi birinci yüzyılın ilk on yılında Arap rejimlerinin giderek zayıflaması İsrail’e kısaorta vadede Arap devletlerinden tehdit gelmeyeceğini göstermiştir. Ancak, Arap Baharı ve siyasal İslam sadece İsrail sınırlarında değil, aynı zamanda eski çevrede de etkisini göstermiş, bu bağlamda İsrail 2010’dan sonra geçmişe göre daha fazla düşman devletler tarafından çevrelenebileceğini algılamıştır (Alpher,2015:142). Bu bağlamda Mısır, Türkiye, Gazze, Güney Lübnan, Suriye’de siyasal İslam’ın yükselişi ve İran’daki İslami rejim İsrail’in İslamcı düşman devletler tarafından çevrelendiği endişesini yaratmıştır (Alpher,2015:32). Ayrıca, Başbakan Benjamin Netanyahu’ya göre; uluslararası terör ağı 2000’lerde İran, Irak, Suriye, Afganistan’daki Taliban, Yaser Arafat’ın Filistin Yönetimi ve Sudan gibi Arap rejimlerine dayanmıştır. Afganistan’da Usame bin Ladin; Suriye kontrolündeki Lübnan’da Hizbullah ve diğerleri; Filistin topraklarında Hamas, İslami Cihat ve Şam, Bağdat ve Hartum’da konuşlanmış çeşitli terör örgütleri terörist gruplara ev sahipliği yapmıştır (Netanyahu,2001:6).

Çevre Doktrinini 1950’lerde milliyetçi Arap dünyasına karşı uygulayan İsrail’in 2000’lerde Ortadoğu’daki gelişmelerin yanı sıra İran ve Türkiye ile ilişkilerinde olumsuz gelişmeler nedeniyle 2014’den itibaren Arap dünyasına Çevre Doktriniyle karşılık verme imkânı kalmamıştır (Alpher,2015:140). Bu gelişmeler nedeniyle bölgesinde kendisini tehdit edecek güçlü devletler olmasını istemeyen İsrail Çevre Doktrinini tersine çevirerek sınırdaş olmayan bazı Arap ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmeye başlamıştır (Guzansky,2021:88,93).

İbrahim Anlaşmaları

1993 Oslo Anlaşmalarından sonra Arap Yarımadası’ndaki altı monarşiden (Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri/BAE, Umman, Katar ve Kuveyt) oluşan ve 1981’de kurulan Körfez İşbirliği Konseyi üyelerinden Umman ve Katar 1996’dan itibaren İsrail ile düşük düzeyli açık diplomatik ve doğrudan ticari ilişkiler kurmuştur (Guzansky,2021,92). Suudi Arabistan’ın öncülüğündeki 22 üyeli Arap Birliği’nin Arap Barış Girişimi (2002) Mısır ve Ürdün dışındaki tüm Arap ülkelerinin İsrail ile ilişkilerinin normalleşmesinin Filistinlilerin İsrail ile barış anlaşması yapıncaya kadar ertelenmesini öngördüğünden, İbrahim Anlaşmaları öncesinde BAE, Bahreyn, Sudan ve Fas İsrail ile ilişkilerini anlaşma olmaksızın sürdürmüştür.

Başbakan Benjamin Netanyahu 2009’da Filistin konusunda ilerleme olup olmadığına bakılmaksızın, “askeri güç, eşsiz istihbarat kabiliyetleri, ekonomik güç, teknolojik beceri ve diplomatik nüfuzu” geliştirmek için Arap ülkeleriyle işbirliği yapılmasının gerektiğini savunmuştur. Bundan amaç; Filistin sorununda çözüme ulaşılamamasına rağmen, İsrail’in özellikle de Arap devletleri ile ilişkilerinin değerli olduğunu göstermektir. Buna karşılık, Filistinliler de İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki normalleşmeyi engellemek ve onları İsrail’e karşı pazarlık unsuru olarak kullanmak istemiştir. ABD’nin 2003 yılında Irak’a askeri müdahalesi, Arap Baharı ve Suriye iç savaşı gibi son yirmi yıldaki bölgesel gelişmeler Arap ülkelerinin Filistin sorununa bakış açısını değiştirmiş ve İsrail ile BAE, Bahreyn, Sudan ve Fas arasında İbrahim Anlaşmalarının yapılmasına zemin hazırlamıştır (Rehman,2020:73).

Anlaşmaların “İbrahim Anlaşmaları” olarak isimlendirilmesiyle bölge ekonomisini geliştirmek için dinler (Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam) ve siyaset arasında bağlantı kurulması öngörülmüştür. İbrahim Anlaşmaları; İsrail ve Arap ülkeleri arasında uzun süredir devam eden çekişmenin sona erdirilerek siyasi normalleşme, güvenlik, ekonomik işbirliği, kültürel değişim ve barışçıl bir geleceğin inşa edilmesini hedeflemektedir. BAE ile Bahreyn 15 Eylül 2020’de, Sudan 23 Ekim 2020’de ve Fas 22 Aralık 2020’de Washington’da düzenlenen törenle İsrail ile ilişkilerini normalleştirmek için İbrahim Anlaşmalarını ABD ile birlikte imzalamışlardır. İbrahim Anlaşmalarına Türkiye, İran ve Filistin tepki gösterirken, Umman ve Mısır destek vermiş, diğer Arap ülkelerinden ise ciddi bir tepki gelmemiştir (Yaseen vd., 2023: 23). İbrahim Anlaşmaları ile taraflar turizm, ticaret, kültürel bağlar gibi toplumlar arasındaki iletişimi artıran her alanda normalleşmeyi öngördüğünden, İsrail’in 1967’de işgal ettiği topraklar karşılığında İsrail-Mısır (1978) veya İsrail-Ürdün (1994) barış anlaşmalarından farklı kapsamdadır. İbrahim Anlaşmaları Filistin sorununu büyük ölçüde göz ardı ederek dört Arap ülkesini İsrail’e yakınlaştıran, ekonomik ve stratejik çıkarları içeren ikili anlaşmalardır (Dazi-Heni,2020:2). BAE, Bahreyn, Sudan ve Fas’ın İbrahim Anlaşmaları kapsamında İsrail ile imzaladığı normalleşme anlaşmalarının en önemli yönü İsrail-Filistin Barış Anlaşması sonuçlanmadan, İsrail ile ilişkilerini geliştirme konusunda anlaşmış olmalarıdır (Singer,2021:449).

İsrail’in özellikle BAE ve Bahreyn ile yaptığı İbrahim Anlaşmaları İsrail’e etki alanını genişletmesi ve İran’a siyasi ve askeri olarak meydan okuması için zemin oluşturmuştur. İbrahim Anlaşmaları bölgenin ekonomik yönden kalkınmasını ve Ortadoğu’da kültürler arası bağlar kurulmasını öngörürken, Filistin sorununun çözümünü zorlaştırmıştır. İsrail ile Arap ülkeleri arasında gelişen işbirliği Arap coğrafyasındaki dinamikleri şekillendirirken, ABD’nin desteğini alarak İsrail’in bölgesel güç haline geldiğini algılayan Arap devletleri İsrail ile güvenlik ve ekonomi alanında iş birliği yapmalarının çıkarları açısından zorunlu olduğunu görmüşlerdir (Shah vd.,2022:128).

İbrahim Anlaşmaları İsrail’e Arap Yarımadası ve Basra Körfezi’ne erişim imkânı sağlayarak bölgenin jeopolitiğinde değişime yol açmıştır. ABD, İsrail ve Körfez ülkeleri arasındaki yeni jeopolitik eksen İran’ın bölgedeki etkisinin azaltılmasını ve Çin’in bölgedeki nüfuzunun artmasının engellenmesini öngörmektedir. Bununla birlikte, İbrahim Anlaşmaları

Suudi Arabistan, Kuveyt ve Yemen’de yarattığı kamuoyu tepkisi nedeniyle BAE ve Bahreyn’e yönelik olumsuz gelişmelere yol açabilme potansiyeline de sahiptir (Dazi-Heni,2020:6-7).

İbrahim Antlaşmalarının imzalanmasında ABD’nin önemli rolü olmuştur. ABD’nin çatışmaları azaltarak İsrail ve Arap müttefiklerini desteklemesinin yanı sıra, Anlaşmaların imzalanmasını teşvik etme amacı İran’ı baskı altına almak, Çin’i kontrol etmek ve Rusya’yı kısıtlamak olarak ifade edilebilir (Yi,2021:124).

ABD İbrahim Anlaşmalarıyla; Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” projesinde (Harita 3) stratejik ortak olan İran’ı baskı altına almayı ve dolayısıyla Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” projesini engelleyerek “Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC)” projesini (Harita 4) gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Buna karşılık, Çin de bölgedeki ABD etkisini zayıflatmak, enerji kaynaklarını güvence altına almak ve ekonomik iş birliğini teşvik etmek için İran ve Suudi Arabistan ile ilişkilerini geliştirmektedir.

ABD’nin desteğiyle İsrail 2020 yılında dört Arap devleti (BAE, Bahreyn, Sudan ve Fas) ile ilişkilerini normalleştirme adımlarını atmasına rağmen, 7 Ekim 2023’te İsrail ile Hamas arasında başlayan çatışma, İsrail ile İbrahim Anlaşmalarını imzalayan dört Arap ülkesi arasındaki diplomatik, ekonomik ve askeri ilişkilerin normalleşmesini ve bölgesel istikrara katkı sağlamasını zorlaştıracak bir durum yaratmıştır. İbrahim Anlaşmalarının geleceği İsrail ve Hamas arasındaki çatışma sürecine ve tarafların uzun vadeli barışçıl çözüme ulaşma konusundaki isteğine bağlı olacağı aşikârdır. Gazze’de çatışmanın devam etmesi, İsrail’in Arap dünyasındaki imajını olumsuz yönde etkilerken, İbrahim Anlaşmalarının önemini de azaltacaktır. İsrail ile Hamas arasında barış ve ardından istikrarın sağlanması, İsrail’in Arap ülkeleriyle mevcut ilişkilerini geliştirmelerine ve İbrahim Anlaşmalarına yeni katılımlara zemin hazırlayabilecektir (Abdullayev,2024:48-49).

Sonuç

İsrail devletinin kuruluşunu takip eden dönemde çevre ülkelerle kurduğu ilişkiler ile son zamanlarda bazı Arap ve Arap olmayan Doğu Akdeniz komşularıyla geliştirmekte olduğu ilişkiler arasında benzerlik bulunmaktadır. Her iki dönemde de ilgili ülkelerin çoğu ABD ile de ilişkilerini geliştirmek için İsrail ile ilişkiler kurmaya çalışmıştır.

İsrail’in Soğuk Savaş sonrası tehdit algılamasına bağlı olarak bölgesel dış politikaları da değişmeye başlamıştır. Geçmişte, Arap ülkeleri koalisyonundan kaynaklanan tehdit varken, günümüzde İsrail en büyük tehdidi Arap olmayan güçlü çevre ülkelerinden (İran ve Türkiye) algılamaktadır. İran’ın Lübnan’da Hizbullah, Filistin’de Hamas ve Suriye’de İran destekli Şii milisler ile İsrail’e yönelik direniş eksenini oluşturması ve 2008 Gazze Saldırısı, 2010 Mavi Marmara olayı ve İsrail’in PKK terör örgütünü desteklemesi İsrail’in İran ve Türkiye ile ilişkilerinin bozulmasına yol açmıştır. Bu gelişmeler, İsrail’i Çevre Doktrinini uygulamaya devam etmek yerine, sınırdaş olmayan ve 1948-2006 yılları arasındaki Arap-İsrail Savaşlarına katılmayan Arap ülkeleriyle diplomatik, ekonomik ve askeri ilişkileri geliştirmeyi öngören İbrahim Anlaşmalarını imzalamaya yöneltmiştir.

İbrahim Anlaşmaları Ortadoğu’nun güvenliği açısından jeopolitik değişime yol açmış ve Filistin sorununu çözmeden İsrail’in sınırdaş olmayan Arap devletleriyle ilişkilerini normalleştirmeye yönelik adımı oluşturmuştur. Askeri, ekonomik ve teknolojik gücüyle güvenliğini etkili şekilde sağlayabilen İsrail Çevre Doktrinini uyguladığı döneme göre Ortadoğu ve ötesinde daha az izole edilmiş bir duruma kavuşmuştur.

İbrahim Anlaşmaları Körfez İşbirliği Konseyi (KİK)’nin ortak İsrail politikasının iyice zayıfladığının ve üyelerin ulusal çıkarlarını Filistin sorununa öncelediklerinin somut göstergesi olmuştur. İsrail’le yakınlaşmanın başladığı bu süreçte 7 Ekim 2023’te Hamas ile İsrail arasında başlayan çatışma KİK-İsrail ilişkilerini doğrudan etkilemiştir.

Çevre Doktrini ve İbrahim Anlaşmalarıyla gelişen ABD-İsrail stratejik ortaklığı; Ortadoğu’da ABD’nin nüfuz alanını genişletmesini, buna karşılık ABD’nin vekil gücü haline gelen İsrail’in de topraklarını genişletmesini ve bölgedeki etkisini artırmasını sağlamıştır. Çevre Doktrini ve bilahare İbrahim Anlaşmaları İsrail’in bölgesel dış politikasını şekillendirirken, İsrail’in dış politikaları da Ortadoğu’nun istikrarsızlığını artıran bir etki yaratmıştır.

KAYNAKÇA

Abdullayev, Hasan P. “Between Peace and Conflict:The Middle East After the Abraham Accords”, Vestnik RUDN. International Relations, 24 (1) 2024:40-50.

Alpher, Yossi. Periphery Israel’s Search for Middle East Allies (New York:Rowman & Littlefield,2015).

Bass, Warre. Support Any Friend: Kennedy’s Middle East and the Making of the U.S.-Israel Alliance (Oxford University Press,2004).

Bengio, Ofra. The Turkish-Israeli Relationship:Changing Ties of Middle Eastern Outsiders (New York, Palgrave Macmillan,2010).

Dazi-Héni, Fatiha. “The Gulf States and Israel after the Abraham Accords”, The Arab Reform Initiative,2020.

Guzansky, Yoel. “Israel’s Periphery Doctrines:Then and Now”, The Middle East Policy, (2021):88-100.

Netanyahu, Benjamin. Fighting Terrorism: how democracies can defeat the international terrorist network, (New York: Farrar, Straus and Giroux,2001).

Peres, Shimon. The new Middle East, (New York:Henry Holt and Company,Inc.1993)

Rehman, Aziz Ur. “Causes behind the Abraham Accord and its consequences for the Peace Process in the Middle East”, The Middle East International Journal for Social Sciences (MEIJSS) 2,2(2020):73-83.

Shah, Maratib Ali, Ghulam Mustafa, Anwar Ali, “Changing Dynamics of Arab Politics with Special Reference to Israel”, Research Journal for Societal Issues, 4,1(2022):128-143.

Singer, Joel. “Introductory Note To The Abraham Accords: Normalization Agreements Signed By Israel with The U.A.E., Bahrain, Sudan, And Morocco”, Cambridge University Press on behalf of The American Society of International Law,(2021):448-463.

Yaseen, Zahid, Muhammad Muzaffar and Kinza Tariq Impacts of Saudi-Israel Relations on the Middle East: An Analysis Journal of Political Studies, 30,1 (2023):17-27.

Yi, Bowen.“Factors Contributing to the Signing of the Abraham Accords”, BCP Social Sciences & Humanities 14 (2021):124-132.