Adlar, İktidar ve İdeoloji: Babaların Gölgesinde Kimlik Arayışı

Kaan Eminoğlu |

Cemal Süreya, Korkut Özal üzerine yazdığı portre yazısında “Adlarımız babalarımızı açıklar.” demiştir. Açıklamak, görünmeyen yönünü göstermek; detaylandırmak ve onun ne’liğini ortaya koymaktır. Her ad biraz da babalardır. Onların bizim üzerimize yükledikleri ülkülerdir, değerler ve değerlendirmelerdir. Çünkü baba, egemendir; mutlak güçtür. Gücünü toplumun ona biçtiği görev olan aile reisliğinden alan ve ona dogmatiklik atfeden erkek egemen kültürün sözcüsüdür. Oysa bana göre tam tersi olmalıydı.
Erkeğe yüklenen bu toplumsal görev çağın acılarının da mimarı olmuştur. İnkârı mümkün değil bu gerçeğin. Babaların/erkeklerin yarattığı dünya distopik bir hâle geldi. Savaşlar, kırımlar, ölümler, acılar babaların eseri. Ne kadar gizlemeye çalışsak da önümüzde duran gerçekleri itiraf etmemiz gerekir: Anneler doğurdu, babalar öldürdü. Anneler yetiştirdi, babalar yok etti. Anneler sevdi, babalar nefret etti. Babaların sırtına yüklenen bu sorumluluk toplumu bir dehşet uçurumuna sürükledi. Ne yazık ki hâlâ evlerimizde babaların sözü geçerli. Adlarımızı onlar koyuyor, geleceklerimize onlar karar veriyor. O yüzden çocuklar babalarından kaçıp annelerine sarılıyor.
Yusuf Atılgan, “Bir insanın hayatıyla ilgili en gereksiz ayrıntı ismidir.” der. Ne kadar yanlış bir değerlendirme. Bir o kadar da doğru. Çünkü Yusuf Atılgan bu sözü ederken bile babasıyla mücadele hâlindedir. Aylak Adam romanı baştanbaşa bir babadan öç alma romanıdır. Romanda geçen “Zengin değilim ben, paralıyım.” sözü de babanın gölgesinden kurtulma arzusunun dışavurumudur. Asıl söylenmek istenen, “Zengin olan babamdı, ben onun statüsünü değil, parasını aldım. Ben babamdan başkayım.”dır. Ne acı ama tarihimiz babalarla mücadelenin de tarihidir. Talihsizliğimiz de aynı şekilde.
Kurucu iradeye baba deriz. Devlet bizim babamızdır. İyilik isterken “Yap bir babalık.” deriz. Aslında hepsinin arkasında bir korkunun sezdirilmesi vardır. İradesi bizden fazla olana verilen sıfattır baba. Bize acizliğimizi hatırlatan acımasız bir sözdür âdeta. Argoda “babalara gelmek” diye bir deyim bile vardır. Korkulan, istenmeyen bir durumla karşılaşan insanlar kullanır bu deyimi. Baba, korkulandır. İstenmese de mecbur bırakılandır.
Ataol Behramoğlu’nun ismi tam olarak babasının açıklamasıdır. Savaşlar, hastalıklar, yoksulluklarla kırılan bir ailede erkek kalmaması sonucu yeni doğan erkeğe “Bize ata ol.” demek için konulan bir addır. Dünyadan habersiz bir bebeğin sırtına yüklenen liderlik vasfıdır. Belki de Ataol Behramoğlu’nun kişiliğini inşa eden ismiyle beraber omuzlarına yüklenen bu beklentidir. “Ata olmak” siyasette ve şiirde “lider olmak” için ona içsel ve dışsal bir motivasyon kaynağı olmuştur. Bilemeyiz ancak tahmin edebiliriz. Cemal Süreya haklı gibi duruyor. İsimlerimiz çoğu kez babalarımızı açıklıyor. Bazen onların devrim ülküsü çocuklarında “Devrim, Deniz, Fidel” vb. adlar koymaları bundan. Çocuğunun İslami bir anlayışla dünyayı yorumlamasını isteyenlerin “Muhammet, Ayşe, Ömer, Osman, Abdullah vb.” gibi adları seçmeleri de Alevi kimliğini işaret etmek için “Hasan, Hüseyin, Ali vb.” adları tercih etmeleri de kendilerini daha doğrusu dünyayı yorumlayış biçimlerini çocukları üzerinden gösterme istencinin bir sonucudur. Etnik aidiyeti önceleyen adlar da bu “gösteriş” kültünün bir yansıması olarak hayatımızda varlığını sürdürmekte. Türk milliyetçisi bir babanın oğluna “Kürşat, İlteriş, Oğuz vb.” adları koymasıyla Kürt milliyetçisi bir babanın çocuğuna “Baran, Azad, Rojda vb.” adlar koymayı tercih etmesi de ideolojinin ad belirleyici özelliğinin bir göstergesidir. Ancak bu ad seçimi bir özgürlük kısıtlamasına da dönüşüyor olabiliyor zamanla. Herhangi bir inançla bağlantısı olmayan bir insanın ismi dinsel/mezhepsel çağrışımlı olabildiği gibi sağ görüşlü bir babanın sağ görüşlü olması temennisiyle çocuğuna verdiği ad sol görüşlü evlatta eğreti durabiliyor. Ad seçiminde ideolojisizlik de bir tercih. Moda olan adlar, dizi/film yıldızları, şarkıcılar hatta sevilen futbolcular bile ad tercihinde belirleyici olabiliyor. Hangisinin doğru olduğunu söylemek güç. Milyarlarca insan ve milyarlarca doğru var. Herkes kendi terazisinin ölçü biriminin doğruluğuna inanıyor.
Benim dikkatimi ise son yıllarda yapılan bir araştırma çekti. “Dindar bir nesil” yetiştirme idealinin dile getirildiği son 23 yılda çocuklara verilen adlara baktığımızda  bir sekülerleşme eğilimi olduğuna ilişkin çıkarım yapabiliriz. 2024 yılında en çok konulan erkek bebek adlarına baktığımızda 1. sırada Alparslan, 2. sırada Göktuğ, 3. sırada Yusuf, 4. sırada Metehan adlarının olduğunu görüyoruz. 2024 yılında kız bebeklere konulan adlara baktığımızdaysa 1. sırada Defne, 2. sırada Asel, 3. sırada Zeynep, 4. sırada ise Asya adlarının olduğunu görmekteyiz. Alparslan, Göktuğ, Metehan gibi adlar seküler milliyetçi bir eğilimin bir göstergesi olarak okunabilir. Defne adı Yunancadan, Asya adı ise Latinceden dillimize geçen sözcükler olmaları itibarıyla keskin bir ideolojinin değil, dönemsel bir modanın sonucu olarak tercih edildikleri sonucuna ulaşabiliriz. 1980 yılına döndüğümüzde ise bambaşka bir istatistikle karşılaşıyoruz. Erkeklerde en çok tercih edilen adlar sırasıyla Mehmet, Ali, Mustafa, Ahmet, Muhammet’ken kızlarda sırasıyla Fatma, Ayşe, Emine, Hatice ve Zeynep adlarının tercih edildiğini görmekteyiz. Adların çoğunluğunun dinsel nitelikli olduğu 1980’lerden dinsel içerikten arınmış adlara geldiğimiz 2020’li yıllar sosyolojik ve siyasal bir değişimin de habercisi olabilir. Günümüzde ailelerin dinsel çağrışımlı adlar yerine doğaya ve tarihe dönük adları seçmeleri dinselleştirme politikasının başarısızlığını gözler önüne seren önemli bir veri olarak okunabilir.
Bana kalırsa bugün artık çocuklara verilen adlar özgürleşmenin de bir aracı olabilir. Adlarımıza ve hayatlarımıza ilişkin tek karar verici, geçmişte olduğu gibi, babalar değil artık. Çalışma hayatında kadının yeri arttıkça ve eğitimli ailelerin ortaya çıkmasıyla beraber anneler de önemli bir oranda belirleyici hâle geldi. Tüm bu tespitlerin ışığında başlangıçta Cemal Süreya’dan yaptığımız alıntıyı istatistik bilimiyle toparlamak gerekirse eğer adlarımız, sadece babalarımızı değil; aynı zamanda kimliğimizi, ideolojilerimizi ve çağın ruhunu da açıklar.