Güvenlik Politikaları ve Demokratik Dayanıklılık Çerçevesinde Sözde “Terörsüz Türkiye” Girişiminin Doğuracağı Etkiler

Asena Topçubaşı Yavaş |

9 Eylül 2025 tarihinde Avrupa Birliği Stratejik Öngörü Raporu’nu yayınladı[1]. Bu raporda dikkat çeken öncelikli konu “Resilience”, “dayanıklılık ve esneklik” konusuydu. Raporun alt- başlığı; “Resilience 2.0: Empowering the EU to thrive amid turbulence and uncertainty”, “Dayanıklılık 2.0: Belirsizlik ve Kargaşa ortamında AB’yi Güçlendirerek İlerletmek” şeklinde belirlendi.

“Resilience” “Dayanıklılık” konusu özellikle Kovid-19 salgını ve dünyada konvansiyonel savaş tehditlerinin artmasından sonra politika yapım süreçlerinde Avrupa’da önemli bir yere sahip olmuştur. Savaşlarla beraber, değişen dünya düzeni, iklim ve çevre sorunları, güvenlik algısındaki değişim, demografik dengesizlikler, eşitsizliklerin artması ve demokrasiye karşı tehditler küresel sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Yeni teknolojilerin yaygın kullanımı ise bir taraftan toplumları ekonomik, finansal ve bilgi paylaşımı bakımından birbirine daha bağlı ve bağımlı hale getirirken diğer taraftan ülkelerin güvenliği açısından yeni hassasiyetleri doğurmaktadır.

“Dayanıklılık”, “Resilience” nedir?

“Resilience” yani “dayanıklılık”, hem iç politikada hem de dış politikada güvenliği etkileyecek çeşitli sektörlerin ani tehditler karşısında kesintiye uğramaması, dirençli ve esnek olması, işlerliğini devam ettirmesi anlamına gelmektedir. “Dayanıklılık” muhtemel zararların etkisini azaltırken devletin karşı koyma, kendini savunma ve caydırma gücünü artıracaktır.

AB’nin Stratejik Öngörü Raporu’nda “dayanıklılık” konusunda politikalar üretilmesinin önemine dikkat çekilmiştir. Ayrıca bu politikalar daha önceki “dayanıklılık” politikalarının bir adım ötesine geçerek, sürdürülebilir ve AB’nin dünyadaki değişimlere daha da güçlenerek uyum sağlamasını temin edecek şekilde kurgulanmaktadır.

Avrupa Birliği cephesinde ekonomi politikalarından, eğitim politikalarına, sağlık politikalarından iklim, göç ve güvenlik politikalarına kadar çeşitli alanlarda dayanıklılığın nasıl sağlanacağı ve bunun AB’yi nasıl güçlendirileceği tartışılırken AB, bir taraftan da bağımlılıklarını azaltıp bütün sektörlerde kendi kendine yeterliliğini temin etmeyi hedeflemektedir. Özellikle enerji güvenliği ve askeri bakımdan otonom olabilmek için bilim ve inovasyon yatırımlarının paylarını artırmıştır.  Avrupa Birliği’nin en önem verdiği alanlardan olan demokrasi ve hukukun üstünlüğü konusunda direncin nasıl artırılacağı ve AB’nin bu alanda nasıl güçleneceği, önemle tartışılan konulardandır. Eylül 2025’te yayınlanan AB Stratejik Öngörü Raporu’nda demokrasiyi güçlendirerek kutuplaşmaların önüne geçmek ve demokratik standartları korumak önemli bir hedef olarak ifade edilmiştir. Dikkat çeken bir diğer husus da nesiller arası adalet bakış açısıyla bugün verilecek olan kararların gelecek nesilleri güvenceye alması ve onların yaşamlarını daha iyi bir seviyeye taşıma yükümlülüğünün ifade edilmiş olmasıdır.

Özetle, iç ve dış politikadaki ani gelişmeler karşısında tepkisel ve kısa vadeli çözümler bulmak yerine proaktif ve ileriyi hesap edebilen politikaların dayanıklılık ve esneklik getirirken küresel konjonktürde AB’yi herkesten ileriye götürebiliyor olması planlanmaktadır. Günümüz jeopolitiğinde bu yaklaşımın avantaj sağlayacağı düşünülmektedir. Diğer taraftan AB kendi bölgesinde gelecek nesillerin yaşamını da güvenceye almanın ve en ileri seviyeye getirebilmenin hesaplarını yapmaktadır.

Bu raporda “Resilience” “Dayanıklılık” kavramının işlenmiş olması sürpriz değildir. AB güvenlik konusunda ağırlıklı olarak NATO’ya bağımlıdır ve güvenlik stratejisi çerçevesinde NATO’da da dayanıklılık “resilience” konusu uzun zamandan beri gündemdedir.  23 üyesi aynı zamanda AB üyesi olan NATO, AB ile savunmaya ilişkin birçok alanda özellikle son yıllarda artan bir işbirliği içinde hareket ederken dayanıklılık “resilience” konusunda da birbirini tamamlar nitelikte bazı adımlar atmaktadırlar. AB Stratejik Pusula Belgesi[2] ile son NATO Stratejik Konsept’i[3] yine bu adımlardaki paralelliği ortaya koymuştur. 4 Mart 2025’te Ursula Von Der Leyen Avrupa Komisyonu’nun ReArm Europe Plan/Readiness 2030 Stratejisini açıklarken bu işbirliğine atıfta bulunmuştur.[4]

Bu çerçevede AB ile NATO arasında özellikle demokrasinin dayanıklılığının güçlendirilmesi konusundaki eş güdümün en önemli sebebi, caydırma ve savunma için demokratik dayanıklılığın temel oluşturuyor olmasıdır. Kuzey Atlantik Anlaşması’nın 3. Maddesinde ifade edildiği gibi “üye ülkenin kendi başına ya da kollektif olarak diğer üye ülkelerle birlikte tehditlere karşı hazırlıklı olması ve kendi kapasitesi içinde kendisini koruması” için “sivil olarak hazır” ve kendi kendine yeterli olması gereklidir. Bunun için gerekli olan dayanıklılık politikasının merkezinde de demokrasinin sağlamlığı bulunmaktadır.

“Resilience” “Dayanıklılık” kavramının merkezinde “Democratic Resilience” “Demokratik Dayanıklılık”

2016’da Varşova Zirvesi’nde NATO liderleri de güvenlik tehditlerine karşı hazırlıklı ve güçlü olmak adına dayanıklılığın artırılması konusunda anlaşmışlardır[5]. Bu çerçevede ani bir tehdit karşısında hükümetin devamlılığını sağlamak, enerji tedarikinin devamlılığını sağlamak ve kontrolsüz toplu göçlerin önüne geçmek için politikalar üretmek gereğine dikkat çekmişlerdir. 2022 Madrid Zirvesi’nde açıklanan Yeni Stratejik Konsept ve NATO 2030 Gündemi’nde “Demokratik Dayanıklılığı” savunma stratejisinde bu konu önemli bir yere sahip olmuştur. NATO Parlamenter Asamblesi bünyesinde de Demokratik Dayanıklılık Merkezi kurulması kararlaştırılmıştır. Bunun en önemli sebebi, güvenliğe karşı herhangi bir tehdit durumunda güçlü demokrasilerin savunmanın en önemli dayanağı olarak kabul edilmesidir. Çünkü toplumları adalete güvenen güçlü demokrasiler yeni ve öngörülemeyen engeller karşısında hızla uyum sağlama, yani esneklik ve kendilerini koruma kapasitesine sahiptirler[6]. Dolayısıyla demokrasi ve hukukun üstünlüğü, diğer politika alanlarında ileriye gidebilmenin temel şartıdır.

Günümüz dünyasına uluslararası ilişkiler penceresinden bakıldığında, adil olsun olmasın yeni bir düzen arayışı içerisinde olunduğu görülmektedir. Bu geçiş sürecinde güç dengelerinin konvansiyonel, ekonomik, kültürel ve siber savaşlar yoluyla çarpışmasına şahit olmak durumundayız. Hukukun üstünlüğü, sivil toplum ve bağımsız medyanın baskı altında olduğu, seçimlerin birçok otokratın kendi antidemokratik yönetimlerini sağlamlaştırmak ve yasal zemine oturtmak için bir araç olarak kullanıldığı dünyada genel olarak demokrasilerde geriye gidiş söz konusudur. Otokratların hakim olduğu sistem uluslararası ilişkilerde tamamen çıkarlara dayanan realist politikaların daha şiddetli uygulanmasına yol açmaktadır. Böyle bir ortamda ayakta kalacak olanlar alt yapısı sağlam ülkeler olacaktır.

Demokrasinin dayanıklılığını herhangi bir sarsıntı durumunda veya kriz anında kısa süreli olarak hakların kısıtlandığı durumlarda hızla tekrar eski ayarlarına dönebilmesi ve eski ayarlarına döndüğünde de daha güçlü ve sürdürülebilir bir nitelik kazanmış olması gösterir. Ancak toplumların kimlik siyaseti ile kutuplaştırılması demokrasilerin güçlü durmasını engellemektedir. Çözülme ve kutuplaşma süreçlerinden geçen toplumların toparlanması kolay olmamaktadır. [7]  Düşük kalite demokrasilerde yolsuzluk da yaygındır.[8] Yolsuzlukla beraber sistemin istismar edilmesi ve vatandaşların haklarının ihlal edilmesinin bir kültür haline gelmesi, adalete ve hukukun üstünlüğüne olan güvenin kaybolmuş olmasına sebep olmakta, iyice çözülmüş bir toplum ortaya koymakta ve tıpkı karşıt güç dengelerinin arzuladığı gibi ülkeyi içerden ve dışardan her türlü tehdide açık bir hale getirmektedir. Bu nitelikteki zayıf demokrasiler zorluklar karşısında direnç gösterememektedir.[9] Dayanıklı demokrasi özellikle kriz anlarında barışın korunması ve şiddetin önlenmesi için gereklidir. Böylelikle sorunların demokratik yollarla çözüm önerileri istişare edilerek önüne geçilebilir.

“Terörsüz Türkiye” adı altında Terörü Affetme Girişiminin Türkiye’nin Tehditlere Karşı Durabilme Gücüne Etkisi

Öngörülemez gelişmelerin yaşandığı dünyamızda ülkeler cephelerini güçlendirirken ve biri siyasi ve ekonomik, diğeri ise hem siyasi hem de askeri olmak üzere dünyanın iki önemli uluslararası organizasyonu bu güçlendirmeye demokrasiden ve “dayanıklılığının” artırılmasından başlarken ülkemiz “dayanıklılık” “resilience” konusunda ne durumdadır, herhangi bir çalışması var mıdır?

Türkiye’ye bakıldığında dünyadaki bu kargaşa ve belirsizlik ortamında ileriye yönelik hazırlık ve yatırımlar yapmak yerine tam tersi bir yaklaşım içerisinde en önemli dayanağımız olan hukukun üstünlüğü ve demokrasimizin yıpratıldığı ve direnç konusunda geriye götürülmeye çalışıldığı görülmektedir. Bu durum bizi iç güvenlikte olduğu kadar dış güvenliğimiz konusunda da hassas bir konuma getirmekte, orta ve uzun vadede savunmamızı zayıflatacak etkileri olmaktadır.

Anayasamızın bizleri bir arada tutan en önemli maddelerinin tartışmaya açılması, cumhuriyetimizin en temel değerlerinin sorgulanması demokrasimizin “dayanıklılığını” ileriye götürmek bir tarafa zayıflatmaya çalışmak ve toplumun çözülmesini sağlamaya çalışmak anlamına gelmektedir.

Yıllarca binlerce şehit vermiş olduğumuz PKK terörünün karar vericiler tarafından affediliyor görünmesi toplum nezdinde adalete olan güvensizlik duygusunun perçinlemektedir. Kamuoyunun vicdanın hiçe sayılması ve hukukun üstünlüğüne olan güvenin azalması ise verilen kararların yasal dayanağının olmadığını ortaya koymaktadır. Avrupa Komisyonu’nun 4 Kasım 2025’te açıklamış olduğu AB’nin Genişlemesine ilişkin Türkiye Raporu’nda bile “The process is led confidentially by the government.”  ifadesiyle terör örgütüyle müzakere ve bu alanda yapılacak olan çalışmalara ilişkin sürecin hükümet tarafından gizlilik içerisinde yürütüldüğü belirtilmektedir.[10] Bu durum şeffaflık ilkesine aykırı olup sağlam bir demokrasi anlayışıyla bağdaşmamaktadır.

İç politikamızda alt seviye politik oyunlar ve manevralara ülke gündeminin suni sorunlara hapsedilmeye çalışılması kuş bakışı bakıldığında Türkiye’ye içimizden yapılan ayrıştırma hamlesi olarak görülmektedir ve dış güvenliğimiz konusunda da büyük tehditler oluşturacaktır.

Ekonomi politikalarından, eğitim politikalarına, enerji ve sağlık politikalarından iklim, göç ve güvenlik politikalarına kadar bütün politika alanlarında dayanıklı olmamızın ve dünyanın mücadele gerektiren politik ikliminden güçlenerek çıkmamızın temelinde hukukun üstünlüğünün korunması ve demokrasimizin sağlamlığı bulunmaktadır.

Demokratik dayanıklılığımızı zayıflatmak zorluklar karşısında Türkiye’nin mukavemetini zayıflatmak ve her türlü tehdide açık hale getirmektedir.

Sonuç ve Öneriler

Kuzey Atlantik Paktı içerisinde Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrupa’dan savunma harcamalarına daha fazla pay ayırmasını istemesi, Avrupa’nın savunma konusunda daha otonom olma ve kapasitesini geliştirme ihtiyacı arayışına girmesine sebep olmuştur. Bu çerçevede Türkiye hem jeopolitik konumundan hem de NATO’daki askeri gücünden kaynaklanan avantajını AB ile ilişkilerinde değerlendirmekte kullanmalıdır. Her iki kurum nezdinde de karar alma süreçlerinde yer almaya çalışmalıdır. AB Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Leyen büyük bir Avrupa’nın dünya sahnesinde daha güçlü ve etkili olacağını ifade ederek AB’nin genişlemesinin ivme kazanacağına ilişkin ipuçları vermiştir. Türkiye, bu süreçte vazgeçilmezliğini Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’deki tezlerinden ödün vermeden buraya ilişkin istikrara katkıda bulunacak yeni politikalar üreterek ortaya koymalıdır.

“Resilience” yani “Dayanıklılık” konusunu dünyadaki mevcut konjonktürü dikkate alarak bütün politika alanları açısından değerlendirmeli, tarımdan sanayiye, sağlıktan eğitime, savunmadan enerjiye bütün sektörlerde sürdürülebilirlik ve bağımsızlık konusunda proaktif politikalar üretmeli ve her türlü tehdide hazırlıklı olmalıdır.

Bütün bu çalışmalar yapılırken gelecek nesillere olan sorumluluğumuz dikkate alınmalı, günümüz dünyasındaki mücadeleden Türkiye’nin zarar görmeden ve gelecekte daha da güçlenerek çıkması hedeflenmelidir. Bunun için öncelikle içimizde yıpranmaya izin vermememiz ve adaleti korumamız gereklidir.

AB’nin raporlarında belirttiği ve Türkiye’ye ilişkin gözlemlediği, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve ifade özgürlüğü konularındaki gerilemeyi toplumu ayrıştırmak bakış açısıyla değil bütünleştirmek bakış açısıyla ele almak gereklidir. Bu çerçevede “terörsüz Türkiye” projesi adı altında teröristlerle istişare edip, toplumu ayrıştırmak ve kamuoyu vicdanını yıpratarak zayıflatmak yerine milli birlik ve bütünlüğümüze sahip çıkılmalı, Türk, Kürt, Çerkes, Ermeni, Rum, Yahudi, Süryani, kim olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının Türklük çatısı altında birleştiriciliği savunulmalıdır. Ancak böylelikle “demokratik dayanıklılığımız” “democratic resilience” güçlendirilebilir ve güvenliğimize ilişkin her türlü tehdit bertaraf edilebilir.   

Bizi güçlü kılacak en önemli duruş Atatürk ilkeleri doğrultusunda demokrasimize, hukukun üstünlüğüne, milli birlik ve beraberliğimize sahip çıkmak olacaktır.

[1] https://commission.europa.eu/strategy-and-policy/strategic-foresight/2025-strategic-foresight-report_en

[2] https://www.eeas.europa.eu/sites/default/files/documents/strategic_compass_en3_web.pdf

[3] https://www.nato.int/nato_static_fl2014/assets/pdf/2022/6/pdf/290622-strategic-concept.pdf

[4]https://www.europarl.europa.eu/RegData/etudes/BRIE/2025/769566/EPRS_BRI(2025)769566_EN.pdf

[5] https://www.nato.int/cps/en/natohq/official_texts_133169.htm

[6] https://4democraticgovernance.com/2022/09/15/on-democratic-resilience/

[7] Bianchi, Matías, Nic Cheeseman, and Jennifer Cyr. “The Myth of Democratic Resilience.” Journal of Democracy 36, no. 3 (2025): 33-46. https://dx.doi.org/10.1353/jod.2025.a964563.

[8] Cheeseman, Nic & Desrosiers, Marie-Eve & Cianetti, Licia & Gehrke, Manoel. (2024). How to Strengthen Democratic Resilience: Five Lessons for Democratic Renewal. 10.13140/RG.2.2.33622.56649.

[9] https://www.nato-pa.int/download-file?filename=/sites/default/files/2021-06/Democratic%20Resilience%20is%20Foundational%20to%20the%20Alliance-Daniel%20S.%20Hamilton.pdf

[10] https://enlargement.ec.europa.eu/document/download/4bb4ddd1-4f20-4ee0-92db-926996ec8dd1_en?filename=t%C3%BCrkiye-report-2025.pdf