Demokrasi ve Monarşi Arasında: Tom Barrack Ne Dedi, Biz Ne Anlamalıyız?

Dr. Mehmet Çağatay ABUŞOĞLU |

Demokrasi…  II. Dünya Savaşı sonrasında özgür bir dünya düzeni için sıklıkla kullanılan büyüleyici bir kavram. Peki bu kavramı kullananların esas motivasyonu, çıkarı ve arayışı neydi? ABD için kullanışlı bir argüman olan demokrasi, iktisadi kilitleri açmak için kullanılan bir anahtardır aslında. Diğer bir ifadeyle, eğer uluslararası piyasalara açık olmayan, devlet işletmelerinin yoğunlukta olduğu ve kapitalist sistemin finans başta olmak üzere sömürü düzenini dışlıyorsanız, ABD demokrasisi sizi ziyaret eder ve gelip kurulur. Bunun için yaptırımlar yoluyla darboğaza itilen ülke ekonomisinden hoşnutsuz olan kitlenin demokrasi istediği ABD menşei düşünce kuruluşları tarafından dile getirilir. Ardından ABD’nin hoşuna giden ve muhtemelen tahsilini ABD’de tamamlamış bir lider pek demokratik bir şekilde başa gelir. Demokratik(!) liderin ilk icraatı ise iktisadi düzeni serbestleştirmek yönünde kararlar almak olur. Böylece demokrasi anahtarı çalışmıştır. Buradan çıkacak sonuç, ABD için demokrasinin iktisadi sonuçlar vermesi gerektiğidir.

Halbuki demokrasinin yani halkın iktidarının dış güçlerin doğrudan faydasına işlemesi beklenmez. Sonuçta çıkar denilen olgu özünde çatışmacıdır ve sıfır-toplamlı oyun uluslararası siyasetin baskın gerçekliklerinden birisidir. Buna uygun olarak hatırlanabilecek olan İran’da Şah’a karşı gücü demokratik bir biçimde elde eden Musaddık vardır. Demokratik olduğu için aynı zamanda milliyetçi olan Musaddık, ülkesinin kaynaklarını millileştirmiştir. İngiliz çıkarına ters olan bu girişim ABD tarafından Ajax Operasyonu adındaki darbeyle cezalandırılmıştır. Sonrasında ise demokratik Musaddık yerine ABD, Pehlevi’yi yeniden İran’ın başına geçirmiş ve takiben ülke petrollerinden ciddi bir pay elde etmiştir.

Öyleyse anlıyoruz ki demokrasi havariliği iktisadi çıkara uygun ortamı hazırlamak içindir. Çıkar tehlikeye düştüğünde demokrasi o kadar da gerekli bir şey değildir ve hatta monarşi, çıkarı korumak için daha uyumludur. Bu nedenle Körfez ülkelerinde demokrasi(!) ihtiyacı hiç oluşmamıştır çünkü bu ülkeler ABD’ye istediğini her zaman peşinen vermiştir.

Demokrasi ve ABD arasındaki ikileme dair önemli bir çıkış geçtiğimiz günlerde Tom Barrack’tan geldi ve Trump’ın Ortadoğu Valisi, Ortadoğu için monarşinin demokrasiye nazaran daha uygun olduğuna kanaat getirdiğini bildirdi. Barrack esasta diyordu ki “demokrasiyi ve onunla gelen insani nimetleri boş verin, siz ancak bir çobana layıksınız”. Birkaç ay önce yine Barrack bu görüşü destekler şekilde Lübnan’daki bir basın toplantısında karşısındaki kitleyi “hayvan” olarak gördüğünü doğrudan söylemişti. Demokrasiye uygun olmama ve monarşiyi hak etme ifadeleriyle ABD’li yetkili aslında alenen yine Ortadoğu halklarına hakaret etmiştir.

Peki Barrack bunca yıllık demokrasi argümanını neden kenara itmiştir? Burada ABD’nin dış politika anlayışındaki dönüşümün sonucu olarak liberal uluslararasıcılığın terk edilmesi etkilidir ancak işin özü, Ortadoğu’daki demokrasinin ABD çıkarlarına hizmet etmeyeceğinin belli olmasıdır.

Demokrasinin gereği olarak yönetici, vatandaşların çıkarını ve arzularını hesaba katmak zorundadır. Ortadoğu’daki yoğun emperyal taciz düşünüldüğünde vatandaşların çıkarı kaynakların milli menfaatler için kullanımı, arzusu ise saldırgan girişimlere karşılık verilmesi olacaktır. Öyleyse hakikaten demokratik olan bir Ortadoğulu lider öncelikli olarak kaynaklarını ve ekonomisini vatandaşlarının çıkarına uygun olarak korur ve ardından artan saldırganlık sebebiyle İsrail’i dengeleyecek askeri güç/ittifak arayışına girer. Peki bu yönde politika yapımı ABD çıkarlarına uygun düşer mi? Kesinlikle hayır. Öte yandan ABD, bugün ekonomisini koruyan, ticarette avantaj sağlamaya çalışan, yerli üretimi teşvik eden ayrıca sınırları etrafında ve diğer bölgelerde egemen bir güce tahammül edemeyen bir politika yapım sürecindedir. Yani ABD, demokratik bir anlayışla idare edilmektedir. Aynı ABD, kendisi için güttüğü politik tavrı bir diğerinin taklit etmesini istemeyecektir. Böyle bir durumda kendisinin yabancı çıkarlarına kapadığı kapılar gibi ABD de engellerle karşılaşacaktır. Çünkü ABD, demokratik olduğu için milliyetçidir de. Milliyetçi olduğu için de kendi çıkarından şaşmadan politika üretir.

Anlaşılacağı üzere demokrasi, milliyetçilik ve anti-emperyalizm arasında bir düzenek vardır. Bu üçlü arasında biri aksıyorsa dış müdahale söz konusudur. Bu yönüyle bakılırsa Tom Barrack’ın demokrasinin milliyetçilik gerekliliğiyle ABD çıkarını dışlaması ihtimaline karşı işbirlikçi monarşiyi tercih etmesi doğaldır. Monarşi ile işler kolay yürür. Bir kişiyi memnun edip tüm ülkeyi sömürme imkanı monarşiyle sağlanır. Monark gidip ülkesi için dezavantajlı anlaşmalar yapabilir, değerli madenlerini servis edebilir. Emperyalist ile işbirlikçi monarşi arasında gelişen diyaloğun ve pazarlığın içeriğini öğrenme ihtimali de yoktur çünkü şeffaflık demokrasinin bir gereğidir. Halkına saygı duyanlar halkına hesap verir. Monark için halk Barrack’ın da baktığı yerdedir. Halkıyla arasındaki mesafe gittikçe açılan ve despot olma yolunda ilerlemesi muhtemel monark zorbalığa da başvurur. Hukukun üstünlüğü kalmaz, keyfi tutuklamalar artar. Zorbalık yükseldikçe monarşi halka karşı düşmanlaşır, halk da monarşiye karşı. Halkın zorbalık sebebiyle oluşturduğu tehdit, monarşinin en çok işine yaradığı emperyal güç tarafından bertaraf edilir. Çünkü meşruiyetin kaynağı halk değil hizmetinde olunan emperyal güçtür. Tom Barrack da Ortadoğu halklarının demokratik yönelimleriyle uğraşmak yerine, emrinde olacak, hizmette kusur etmeyecek ve ne istediyse verecek krallar, başkanlar arzulamaktadır.