BAYRAK

Bekir Ali Yüksel |

Millet olma hâli nedir?

Bayrağa, toprağa, toprağı vatan yapan şehide duyulan hassasiyettir, millet olmak.

En çok da bu yanını seviyorum güzel milletimin; en çok da bu yanına meftunum güzel vatanımın.

Nicelerine göre sıradan bir kumaş, nicelerine göre değersiz bir sembol…
Oysa Türk milleti için öyle mi?

Türk bayrağı; gölgesinde huzur bulduğumuz, görür görmez boğazımızı düğümleyen, adını anarken sesimizi alçaltan bir emanet… Uğruna can verilmiş, dönüşü olmayan yollara onun için düşülmüş bir emanet.

Çünkü bayrak, Türk milletinin verdiği mücadelenin; toprağı vatan yapmasının, bağımsızlık uğruna ödediği bedellerin ve tarihe kazınmış nice zaferin hafızasıdır. O hafıza, yalnızca kazanılan savaşları değil; geride bırakılanları da taşır.

Türk bayrağı, yalnızca zaferlerin değil, vedaların da şahididir. Cepheye giderken arkasına dönüp bakanların, “belki son kez” diyerek baktığı şeydir. Sarıkamış’ta donarak ölen askerin cebinde, Çanakkale’de siperden çıkarken göğsünde, Sakarya’da geri çekilirken ardında bıraktığı son işarettir. Bayrağın kutsiyeti işte bu sessiz vedaların ağırlığından ileri gelir.

Bu millet bayrağı, vatanı ve namusu uğruna şehit olmuştur. Ve ölüm pahasına sahip çıkılan şey, artık dünyevi değildir.

Mehmet Âkif Ersoy bu hakikati tek bir cümleyle milletin vicdanına kazımıştır:
“Bastığın yerleri ‘toprak!’ diyerek geçme, tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.”

O kefensiz yatanlar, bir bayrağın altında toplanacak bir milletin geleceğini bilmeden öldüler. Ama şunu biliyorlardı: Eğer düşerlerse, geriye bir iz kalmalıydı. İşte o iz, bugün ay yıldızdır.

Türk bayrağına sarılanlar yalnızca askerler değildir. O bayrak, tabuta sarılır. Türk milleti, ölüsünü bile bayraksız uğurlamaz. Çünkü bilir ki vatan için ölenin üzerine örtülen şey bir kumaş değil; milletin minnetidir, şükranıdır, duasıdır. Düğünde gelin olanla, cenazede şehit olan aynı bayrağa sarılır. Hayatın en mutlu ve en acı anı, aynı kutsiyetin içinde birleşir.

Bu yüzden Mustafa Kemal Atatürk, İzmir’in kurtuluşunda Yunan bayrağının yere serildiğini gördüğünde durdurmuş, “Bir milletin istiklâlinin sembolü olan bayrak çiğnenmez” diyerek o bayrağı yerden kaldırtmıştır. Düşmanının bayrağına bile saygı gösteren bir anlayış, Türk milletinin bayrağa yüklediği anlamın en yalın ifadesidir.

Arif Nihat Asya’nın dizeleri bu yüzden yalnızca şiir değildir; bir hakikatin ifadesidir:
“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”

Bu iki cümle, Türk milletinin bayrakla kurduğu ilişkinin özüdür. Türk Bayrağı boyayla değil, kanla anlam kazanmıştır. Ve o kan, yalnızca bir savaşın değil; bir var olma iradesinin bedelidir.

Bu yüzden Türk tarihinde bayrak indirilmez. En fazla şehitlerle birlikte toprağa emanet edilir. Çanakkale’de siperler düştü, askerler düştü; ama bayrak düşmedi. Çünkü bu millet, bayrak düşmesin diye toprağa düşmeyi tarih boyunca göze aldı.

Dün Suriye sınırında Türk bayrağına saldıran PYD/YPG’ye müzahir yapılar da bu gerçeği çok iyi bildikleri için bayrağımızı hedef alıyor. PKK ve onun uzantıları, yıllardır terörden beslenen, kaos olmadan var olamayan yapılardır. Alan kaybettiklerinde, silahın hükmü azaldığında, meşruiyetleri çöktüğünde, Türk milletini kışkırtmak isterler. Bunun en kestirme yolu da bayrağa saldırmaktır.

Çünkü bilirler ki bayrak, bu milletin kırmızı çizgisidir.

Bayrağa saldırmak bir güç gösterisi değil, bir acziyetin ilânıdır. “Sizi yenemedik ama kutsalınıza haysiyetsizce el uzatırız” deme cüretidir. Ama tarih şunu defalarca göstermiştir: Türk bayrağına düşmanlık edenler, bu topraklarda tutunamamıştır.

Bu millet ne ihaneti unutur ne bayrağa dokunma cüreti gösterenleri ne de bayrağını koruyamayan basiretsizleri!

Çünkü millet olmak, en berrak ifadesini bayrakta bulur. Türk milleti varsa; ay yıldızlı Türk bayrağı ebediyen gökyüzünün en şerefli iradesi olarak dalgalanacaktır.