Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Dünyası Vizyonu ve Politikaları

Vusal Hasanzadeh |

Özellikle, Azerbaycan’ın 2020 yılında gerçekleşen II. Karabağ Savaşı’nda işgalci Ermenistan’a karşı kazandığı zafer ve 2023 yılında Karabağ’ın bazı bölgelerinde mevcudiyetini sürdürmeyi hedefleyen Ermenistan ordusunun ve ayrılıkçı Ermeni teröristlerine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde gerçekleştirdiği anti terör operasyonu ile topraklarında kendi egemenliğini sağlamıştır. Azerbaycan’ın topraklarını işgalden kurtarması hem Türkiye-Azerbaycan hem de Türk dünyası için bir dönüm noktası olmuş ve Türkiye’nin Azerbaycan’a bu süreçte aktif olarak sağladığı siyasi ve uluslararası hukuk çerçevesindeki askeri yardımlar çok kritik öneme sahip olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti bugün Türk Cumhuriyetleri ile ilişkilerini hem ikili, hem üçlü formatta güçlendirirken aynı zamanda Türk Dünyası entegrasyonu için en önemli kuruluş olan Türk Devletleri Teşkilatı vasıtasıyla da politikalarını geliştirmektedir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin Türk dünyası politikalarını ele alırken şüphesiz ki geçmiş süreci de ele almak gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün hem İstiklal Savaşı yıllarında hem de Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı döneminde Türk dünyası ile ilgili aktif politikalar yürüttüğü tarihsel kayıtlarda belirtilmektedir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk dünyası politikaları konusunda birçok görüşler mevcuttur. Bazı görüşlere göre Atatürk’ün Türk dünyası politikası hiç yokken, bazı görüşlere göre ise Atatürk Türk Birliği’ni hedeflemiştir. Konu ile ilgili İkbal Vurucu, Mustafa Kemal Atatürk döneminde Turancılık ideolojisinin resmi ideolojinin dışında tutulduğunu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ve yerleşmesi aşamasında, Turancılık akımının çeşitli boyutlarda işlenmesi ve gündemde tutulmasının engellediğini ifade etmektedir (Vurucu, 2017, s. 110). Türkiye Cumhuriyeti’nin bu dönem Turancılık politikası izlemediği doğru tespit olmakla birlikte şunu da belirtmek gerekir ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk hem İstiklal Savaşı döneminde, hem de Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı döneminde Türk dünyasına yönelik önemli politikalar geliştirmiştir. Bu politikaları incelerken Atatürk’ün Azerbaycan politikaları ile ilk olarak başlamak gerekmektedir.

Atatürk İstiklal Savaşı’nın zor dönemlerinde bile Azerbaycan’ı göz ardı etmemiştir. Mustafa Kemal Paşa 1 Aralık 1920 tarihinde Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir’e gönderdiği gizli talimatta Kafkasya ve Rusya’da görev yapan Türk temsilciliklerinin dikkat etmesi gereken konuları belirtirken burada yer alan konular arasında 13. maddede “Azerbaycan’ın tamamen ve cidden müstakil bir devlet hâline girmesine taraftarız” vurgusu yapılmakla birlikte, bu konuda Rusları kışkırtmadan adımlar atılması gerektiği, Azerbaycan’ın menfaatlerinin dikkate alınması gerektiği, 10 Ağustos 1920 tarihinde Ruslar ile Ermeniler arasında akdolunan mütarekede Azerbaycan’a zarar veren maddelerin kaldırılması için uğraşılması ve her milletin kaderine hâkim olması kuralına dayanarak, Karabağ vs. gibi Türk çoğunluğun mevcut olduğu yerlerin Azerbaycan’a bağlı olmasının temin edilmesi gerektiği vurgulanmıştır (Saray, 1988, ss. 37-38. Belgenin orijinali için bk. Kültür Bakanlığı, 1992, ss. 190-201; Belgenin günümüz Türkçesine çevirisinin tam metni için bk. Kültür Bakanlığı, 1992, ss. 202-206). Mustafa Kemal Paşa bu süreçte, Azerbaycan toprağı olan Nahçıvan’ın Azerbaycan’da kalması için birçok adım atmıştır. Bu bağlamda Mustafa Kemal Paşa İstiklal Harbi yıllarında Nahçıvan’a gerçekleşen Ermeni saldırılarını protesto etmiş ve Nahçıvan’ın savunulması için bölgeye gizli bir şekilde asker ve subay sevk ederken (Meydan, 2017, s. 329), ayrıca Sovyet Rusya ile antlaşma imzalamak için Moskova’ya gidecek olan Yusuf Kemal (Tengirşenk) Bey’in “Paşam Ruslar Nahcivan üzerinde ısrar ederlerse ne yapalım?” sorusuna “Nahcivan Türk Kapısıdır. Bu hususu nazar-ı itibara alarak elinizden geleni yapınız.” diye cevap vermiştir (Atnur, 2001, s. 240). Ankara Hükümetinin Sovyet Rusya ile imzaladığı 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması’na göre Nahçıvan belirlenen sınırlar içerisinde hiçbir şekilde üçüncü bir devlete bırakılmamak kaydıyla Azerbaycan’ın himayesine bırakılırken, Nahçıvan’ın Azerbaycan’a bağlanması Mustafa Kemal Paşa tarafından memnuniyetle karşılanmış (Atnur, 2021, ss. 440-441), 16 Mart 1921 tarihli Moskova ve 13 Ekim 1921 tarihli Kars Antlaşmalarında Nahçıvan’ın toprak bütünlüğü ve statüsü belirlenmekle birlikte Türkiye de garantör ülke olmuştur (Atnur, 2021, s. 449).

Ek olarak, İstiklal Harbi döneminde Ankara Hükümetinin en önemi yayın organı olan Hâkimiyet-i Milliye gazetesinin 31 Ekim 1921 tarihli sayısında yayınlanan “Türkiye ve Azerbaycan” başlıklı yazıda “Cihan harbinde en çok severek döktüğümüz kan Azerbaycan istiklali için akan Türk kanıdır. Ne Galiçya’da, ne de Romanya’da, hatta ne de Suriye’de Türk askeri gayesini bu kadar yakın görmemiş, bu kadar iyi anlamamıştır. Hakkın ve tarihin, dinde, dilde, ırkta ve fikirde bizimle kardeş yarattığı Azerbaycan’ın istiklali, gururu milliyemizi, kendi istiklalimiz derecesinde alakadar etti. O kadar alakadar etti ki, mütareke günlerinin zulmü, matemi içinde etrafımızı saran İngiliz cebr ve teng en korkunç zamanlarında bile Azerbaycan istiklalinin tasdik edildiğini duyunca bütün İstanbul alen soyunmuş ve bayram etmiştir. Bu istiklal yalnız Azeri kardeşlerimizin çoktan beri bekledikleri bir hak gibi değil, aynı zamanda Bakü’nün taşı toprağı üstünde can vermiş bunca şehidin eseri ve Çanakkale’de ölen binlerce genç kanın semeresidir.” ifadelerinin (Ağayev, 2008, ss. 423-424) yer alması dikkat çekicidir.

Atatürk’ün Azerbaycan politikasında dikkat çekilmesi gereken meselelerden biri de 26 Nisan 1920 tarihinde onun Lenin’e yazdığı mektup meselesidir. Mustafa Kemal’in yazdığı bu mektup Ankara Hükumeti ile Sovyet Rusya arasında resmi ilişkiyi başlatan ilk diplomatik adım olmakla birlikte bu süreç sonrasında Sovyet Rusya’nın TBMM’yi tanıması, Moskova Antlaşması’nın imzalanması ve iki ülke arasında iş birliği yapılmasına sebep olmuştur (Bolat, 2021, s. 53; Mektubun tam hali için bk. Bolat, 2021, ss. 53-54). Bugün bu mektup bazı çevreler tarafından “Atatürk’ün Azerbaycan’ın işgaline göz yumduğu” gibi yanlış bir şekilde yorumlanmaktadır. Ancak gözden kaçan en önemli mesele şu ki bu mektup Haziran ayında Moskova’ya ulaşmış ve bu mektup ulaşmadan daha önce, yani 28 Nisan 1920 tarihinde Sovyet Rusya’nın Azerbaycan’ı işgali gerçekleşmiş ve sonrasında Azerbaycan Bolşevikleşmiştir (Bolat, 2021, s. 204). Azerbaycanlı tarihçi Prof. Dr. Cemil Hasanlı da 26 Nisan 1920 tarihli mektupta Azerbaycan’daki rejim değişikliğine vurgu yapıldığını, bağımsız Sovyet Azerbaycan’ın kurulması gerektiğini, Azerbaycan’ın bağımsızlığın ortadan kaldırılması meselesinin ve işgal faktörünün olmadığını vurgulamakla birlikte bu mektubun 3 Haziran 1920’de, yani Azerbaycan’ın işgale uğramasından kırk gün sonra Moskova’ya vardığını söylemiştir (AzadliqRadiosu, 2013).

Ayrıca daha 17 Mart 1920 tarihinde Vladimir Lenin Kafkas Cephesi Askeri İnkılâp Komitesine ve Orjonikidze’ye gönderdiği telgrafta “Bizim için Bakü’yü almak oldukça zaruridir. Bütün çalışmalarınızı bu yönde yapın. Beyanatlarınızda son derece diplomatik olmak ve yerel Sovyet idaresi hazırlandığını tamamıyla belirtmek lazımdır” (Aslan ve Aslan, 2023, s. 580) diye fikrini belirtmekle birlikte, 27 Nisan 1920 tarihinde Azerbaycan Parlamentosu’ndaki acil toplantıda Mehmet Emin Resulzade’nin sert karşı çıkışlarına rağmen toplantıda iktidarın Bolşeviklere verilmesi yönünde karar kabul edilmiş ve 27/28 Nisan 1920 tarihlerinde Sovyet Rusya’nın Bolşevik Ordusu Bakü’yü işgal etmiştir (Aslan ve Aslan, 2023, s. 581).

Azerbaycanlı tarihçi Dr. Mehman Ağayev Azerbaycan’ın Bolşevikleşme sürecinde birçok iç ve dış etkenin olduğunun altını çizerken (Konu ile ilgili detaylı bilgi için bk. Ağayev, 2008, ss. 178-181) bu konuda TBMM Hükumetinin doğrudan bir payının olmadığını da ifade etmekle birlikte Mustafa Kemal Paşa’nın Bolşeviklerle işbirliği oluşturmak için Heyet-i Temsiliye adına sözlü talimatla Dr. Fuat Sabit’i Bakü’ye gönderdiğini ancak Fuat Sabit’in görevini ihmal ederek Azerbaycan Halk Cumhuriyeti Hükümetine karşı yıkıcı faaliyetlerde bulunması sebebiyle Ankara’nın da dolaylı olarak bu meselede sorumlu olmasına neden olduğunu vurgulamıştır (Ağayev, 2008, ss. 181-182). Aynı zamanda yazar Mustafa Kemal Paşa’nın yazılı talimat yerine sözlü talimat vermesinin büyük ihtimalle Bolşeviklik hakkında daha fazla bilgi sahibi olmamasından, ayrıca Azerbaycan’da mevcut olan Müsavat Hükumetinin Anadolu’daki bağımsızlık hareketine karşı duruşunu kesin öğrenmeden, Azerbaycan’ın bağımsızlığı ve Türk ulusal hareketi için tehlike oluşturabilecek, bizzat kendini ve Heyet-i Temsiliye’nin sorumlu olmasına sebep olabilecek yükümlülükleri üstlenmek istememiş olmasına bağlarken Heyet-i Temsiliye’yi temsil ettiklerini ifade eden kişilerin hem Azerbaycan hem de Anadolu’daki Türk Kurtuluş Hareket için tehlikeli olabilecek faaliyetler içinde yer almalarının Mustafa Kemal Paşa’yı haklı çıkardığını da belirtmiştir (Ağayev, 2008, s. 182; Azerbaycan’ın Bolşevik işgaline maruz kalmasından önceki süreç ve Bolşevik işgaliyle birlikte Bolşevikleşmesi süreci hakkında detaylı bilgi için bk. Ağayev, 2008, ss. 151-184; Bolat, 2021, ss. 190-208; Aslan ve Aslan, 2023, ss. 559 582).

Şunu da belirtmek gerekir ki dönemin Azerbaycan’ın birçok devlet yetkilisi ve aydını Atatürk ile ilgili olumsuz bir ifade kullanmamıştır. Bazı örneklere bakmak gerekirse; Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu Mehmet Emin Resulzade 1937 yılında Kurtuluş dergisinin 28. sayısında yayınlanan yazısında Atatürk’ten övgü ile bahsetmiş (Tam metin için bk. Yaqublu, 2013, s. 233), 1953 yılında Azerbaycan dergisinin 8-9. sayısında Atatürk ile ilgili “XX. Yüzyılın Doğusu, XIX. Yüzyıl Batı tarihinin belirttiği Amerikan ihtilali ile Fransız devrimini bir hamlede yapmak zaruretindedir. Mustafa Kemal’in büyüklüğü, işte tarihin bu zaruretini algılamasındadır. Bu büyük dehası ile Türk milliyetçiliğinin şanlı başbuğu aynı zamanda kurtulan Doğu’nun sembolüdür” (Yaqublu, 2013, ss. 233-234) ifadelerini kullanmıştır. Aynı zamanda İstiklal Harbi döneminde Türkiye’de bulunan Azerbaycanlı yazar ve fikir adamı Ali Bey Hüseyinzade’nin (Turan) de Atatürk’ün bağımsızlık yolunda gerçekleştirdiği mücadeleyi gazete ve dergi yazılarında aynı zamanda Türkiye’deki üniversitelerde ders verdiği dönemde anlatmış, her zaman Atatürk’e hayranlığını ifade etmiştir (Türkmen, 2000, ss. 314-315). Atatürk’ün en yakınındaki kişilerden biri olan Falih Rıfkı Atay da Atatürk’ün Azerbaycan’ın istiklalini kaybetmesinden üzüntü duyduğunu aktarmıştır (Baykara, 2017, s. 345). Bu sebeptendir ki 26 Nisan 1920 tarihli mektuba dayanarak “Atatürk’ün Azerbaycan’ın işgaline göz yumduğu” fikirleri objektif ve gerçekçi değildir.

Ankara Hükumeti Azerbaycan’ın er ya da geç Bolşevikleşeceğinin kaçınılmaz olduğunu düşünmekle birlikte bunu engelleyecek bir gücü olmamasına rağmen Azerbaycan’ı tamamen gözden çıkarmamış Moskova’da Sovyet temsilcileri ile yaptığı görüşmelerde Nahçıvan ve Azerbaycan üzerinde hassasiyetle durmuş, Moskova görüşmelerine Azerbaycan’ı dahil etmeyerek Azerbaycan’ın bağımsız bir devlet olduğunu ve Azerbaycan’la ayrıca anlaşma imzalayacağını belirterek her fırsatta Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü ve bağımsızlığından yana olmuştur (Bolat, 2021, ss. 207-208). Mustafa Kemal Paşa Memduh Şevket Esendal’ı o dönem Bakü temsilcisi olarak görevlendirerek Sovyet Rusya’ya Azerbaycan’ı bağımsız bir devlet olarak gördüğü ve Azerbaycan ile diplomatik ilişkiler geliştirmek istediğini göstermiştir (Ağayev, 2008, s. 442). Atatürk’ün 1920-1922 yıllarında zor durumda bile Azerbaycan’a özel bir ilgi göstermekle birlikte Azerbaycan’ın bağımsızlığına ulaşması ve Azerbaycan ile Türkiye arasında kardeşlik ilişkilerinin kurulması yönünde faaliyetler göstermiş, ek olarak Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün korunması için de adımlar atmıştır (Gasimov, 2000, s. 514).

Fransız yazar Hélène Carrère d’Encausse de Karabağ’ın 1923 yılında Azerbaycan içerisinde kalması konusunda Mustafa Kemal Atatürk’ün önemine vurgu yapmaktadır (Carrère d’Encausse, 2019, s. 71). Mustafa Kemal Paşa’nın Nahçıvan konusunda nasıl başarılı politikalar uyguladığını tarih 70 yıl sonra bizlere göstermiştir. Şöyle ki 1991 yılından itibaren Ermenistan’ın Azerbaycan’ın Karabağ topraklarına işgal harekatı başlamıştır. Ermenistan bu süreçte hedefi sadece Azerbaycan’ın Karabağ toprakları değil aynı zaman Nahçıvan toprakları da olmuştur. Bu sebeple Nahçıvan konusu 1990’lı yılların başlangıcında yine gündeme gelmiştir. 24 Mart 1992 tarihinde dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Süleyman Demirel ile dönemin Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Yüksek Meclis Başkanı Haydar Aliyev arasında “Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan’a Bağlı Nahcivan Özerk Cumhuriyeti Arasında İşbirliği Protokolü” imzalanırken (Şimşir, 2011, s. 408) Nahçıvan konusunda iki lider tarafından çok önemli açıklamalar da yapılmıştır. Bu süreçte Başbakan Süleyman Demirel, “Eğer Nahcivan’ın statüsünde bir değişiklik meydana gelecekse, Türkiye bunda söz sahibidir. Bunun için Nahcivan Özerk Cumhuriyeti’ne özel ihtimamımız vardır” ifadelerini kullanırken (Şimşir, 2011, s. 414), dönemin Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Yüksek Meclis Başkanı Haydar Aliyev de “Kars ve Moskova Antlaşmalarına göre Türkiye, Nahcivan’ın garantörüdür. Bu yeni imzaladığımız protokolle, bütün dünyanın dikkatini bir kere daha bu antlaşmalara çekiyoruz.” açıklamasında bulunmuştur (Şimşir, 2011, s. 415). Bu tarihi açıklamalar Atatürk’ün İstiklal Harbi’nin en zor yıllarında attığı adımla Azerbaycan ve Türk dünyası için nasıl bir başarılı hamle yaptığını bize göstermektedir.

Atatürk 18 Ekim 1921 tarihinde Azerbaycan Büyükelçiliğine giderek Azerbaycan Büyükelçisi İbrahim Abilof ile birlikte Azerbaycan bayrağını göndere çekerken yaptığı konuşmada “Azeri Türklerinin dertleri kendi dertlerimiz ve sevinçler kendi sevinçlerimiz gibi olduğu için muratlarına nail olmaları, hür ve müstakil yaşamaları bizi pek ziyade sevindirir” (Türkmen, 2000, s. 314) demekle birlikte Azerbaycan ve Türkiye arasında kardeşlik ilişkilerini dile getirmiş ve Azerbaycan’ın coğrafi konumunun önemine vurgu yaparak “Coğrafî vaziyeti göz önüne getirilirse filhakika Azerbaycan’ın Asya’daki kardeş hükümet ve milletler için bir temas ve telâki noktası olduğu görülür” değerlendirmesinde bulunmuştur (Çallı, 1998, s. 476).

Şunu da ifade etmek gerekir ki Azerbaycan Türkleri de İstiklal Harbi döneminde TBMM’ye yardımlarını esirgememiştir. Atatürk’ün 1921 yılında Azerbaycan Sovyet Hükümeti Lideri Neriman Nerimanov’a yazdığı mektupta Azerbaycan’dan borç isterken, Nerimanov da 23 Mart 1921 tarihinde yazdığı mektupta “Paşam! Türk milletinde bir anane vardır; kardeş kardeşe borç vermez, kardeş her durumda kardeşin elinden tutar. Biz kardeş halklarız. Her zaman ve her şartta birbirimizin elinden tutacağız. Bugün yaptığımız bir kardeşin yaptığından başka bir şey değildir.” (Meydan, 2017, s. 332) diye yazmıştır. Bu süreçte hem Azerbaycan halkı hem de Azerbaycan Sovyet Hükümeti Ankara Hükümetine siyasi, ekonomik desteğini esirgemezken (Konu hakkında detaylı bilgi için bk. Aslan ve Aslan, 2023, ss. 600-612; Ağayev, 2008, ss. 224-234 Bolat, 2021, ss. 225-228; Avşar, 2007), Azerbaycan Ankara Hükümeti’ne petrol yardımı yapan tek ülke olmuş (Aslan ve Aslan, 2023, s. 606) aynı zamanda Azerbaycanlı subaylar da Türk İstiklal Savaşı’nda yer almış ve Türkiye Cumhuriyeti ordusunda yüksek rütbelere yükselmişlerdir (Konu hakkında bk. Avşar, 2007, ss. 40-42).

Mustafa Kemal Paşa bu süreçte Türkistan coğrafyası için de önemli adımlar atmıştır. Daha 1920 yılında Mustafa Kemal Paşa Eskişehir’de karşılaştığı Türkistanlı Seyyid Hamza’ya “Türkistan’a gitmek ve bölgedeki gelişmeler konusunda kendisini bilgilendirmek” görevini vermiş, Seyyid Hamza da Mustafa Kemal Paşa’ya yazdığı mektubunda bölgedeki süreci anlatmış ve Buhara, Taşkent, Hive gibi yerlerde konsolosluklar açılmasını iletmiştir (Andican, 2009, ss. 388-389; Mektubun tam hali için bk. Andican, 2020, s. 68/99 numaralı dipnot). Sonraki süreçte Mustafa Kemal Paşa 11 Ekim 1920 tarihinde TBMM gizli oturumunda Rusya’daki Türkler için özel görevlendirilen heyet hakkında açıklamalarda bulunurken (Konu hakkında bk. Ercilasun, A. B., 2023, ss. 115-116) Mustafa Kemal Paşa’nın 1921 yılında Moskova’ya gönderdiği heyet içerisinde yer alan İsmail Suphi Bey’in görevi, Atatürk’ün talimatları doğrultusunda “Türkistan Millî Birliği”nin kurulması için Türkistan Türkleri ile arabuluculuk yapmak olurken konu ile ilgili detayları Ahmet Zeki Velidi Togan hatıralarında anlatmaktadır (Saray, 2017, ss. 125-126; Togan’ın hatıralarında ilgili konu için bk. Togan, 2021, ss. 320-322).

Ek olarak İsmail Suphi Bey buradaki bazı cedit liderlerinin arzusu sonrasında, siyaset, askerlik, maarif, sıhhat ve riyazet, iktisat ve umumi kaideleri şeklinde 72 maddeden oluşan bir “Siyasi ve İçtimai İlmihal” hazırlamıştır (Andican, 2020, s. 106). Bazı kaynaklarda Mustafa Kemal Paşa’nın İsmail Suphi Bey ile birlikte Özbekler Tekkesi Şeyhi Ata Efendi’yi bölgeye gönderirken “Türkistan’a gidiniz. Gidiniz ve bu kardeşlerimize yardım ediniz” dediği ifade edilirken (TRT Avaz, 2017), İsmail Suphi Bey’in yardımı ile oluşturulan Türkistan Milli Birliği hareketi liderleri arasında Zeki Velidi Togan, Mustafa Çokay ve Osman Kocaoğlu gibi önemli isimler yer alırken bu hareketin ana odak noktası Sovyetlere karşı mücadele etmek olmuştur (TRT Avaz, 2017). İsmail Suphi Bey Türkistan’dan döndükten sonra Moskova’da faaliyet gösteren Türk Büyükelçiliği, Türkistan’daki subayları maddi olarak desteklemekle birlikte, İsmail Suphi Bey Türkistan’daki ceditçilerin teşkilatlanmasında mühim rol oynamış ve Ankara’ya döndükten sonra Mustafa Kemal Paşa’ya sunduğu rapor sonrası Ankara Hükumeti Buhara ve Harezm Halk Şûraları Cumhuriyetleri ile ilişki kurmayı kararlaştırmıştır (Andican, 2009, ss. 392-393).

O dönem Türkistan’da bulunan Türk subaylarından biri olan Raci Çakıröz hatıralarında İsmail Suphi Bey’in faaliyetlerinden bahsetmiş, Türkiye’ye dönmek için ondan yardım istedikleri zaman Suphi Bey’in kendilerine “Aziz kardeşlerim! Türkistan’da kalarak buradaki soydaşlarımıza yardımcı olmak da Türkiye’deki hizmetler kadar büyüktür. Büyük Millet Meclisi’nde sizin faaliyetlerinizden söz açacağım. Buradaki çalışmalarınız dolayısıyla, Türkiye’de görev yapmış gibi sayılmanızı temin edeceğime söz veriyorum. Hatta, Moskova’ya dönüşte bizim büyük elçimiz Ali Fuat Paşa’ya durumunuzu anlatarak, sizlere maaş verilmesini sağlayacağım.” (Andican, 2020, ss. 68-69) dediğini vurgulamış ve bu konuşmanın bölgedeki Türk subaylarına manevi destek olduğunu, Türkistan’da kalmaları için kendilerini teşvik ettiğini bildirmiş ve bir süre sonra Türkiye Büyükelçiliği’nden kendilerine para gönderildiğini ifade etmiştir (Andican, 2020, s. 69).

İstiklal Savaşı yıllarında Sovyet Rusya’nın Ankara Hükümetine mali yardım yaptığı bilinmektedir. Mayıs 1920-Eylül 1922 tarihleri arasında Sovyetler Türkiye’ye 11 milyon altın ruble yardımda bulunurken bu yardımların kaynağı hakkında Sovyet yöneticileri hiçbir şekilde resmi açıklamada bulunmamıştırlar (Konu ile ilgili detaylı bilgi için bk. Saray, 1985, ss. 85-87). Buhara Cumhuriyeti ilk ve son Cumhurbaşkanı Osman Koca oğlu hem yazdığı kendi hatıralarında hem de Prof. Dr. Mehmet Saray’a anlattığı anılarında Moskova’da Lenin ile görüştüğü zaman Lenin’in Türkiye’nin kendilerinden yardım istediğini söylediğini fakat Lenin’in kendilerinde altın rublenin az olduğunu belirtmesinden sonra kendisinin bu paranın Buhara Cumhuriyeti tarafından karşılanmaya hazır olduğunu söylediğini ve bu bağlamda yüz milyon rubleyi Ankara Hükümetine yetiştirilmek üzere Moskova’ya teslim ettiklerini açıklamıştır (Konu hakkında detaylı bilgi için bk. Saray, 1985, ss. 85-88). Bu açıklamayı destekleyecek birçok açıklama da mevcuttur. Buharalı Ceditçilerden olan Ahmet Naim de konu ile ilgili “Lenin Türkiye’ye yardım etmek istiyordu. Fakat hangi parayla… Lenin, Osman Hoca’yı Moskova’ya davet etti ve ona “Siz Türklerle aynı ırktansınız, bu parayı oraya gönderelim,” dedi. Buhara Meclisi, Moskova’da tutulmakta olan paranın Türkiye’ye verilmesine karar verdi… Fakat bunun ne kadarı verildi?.. Mesela 200 mil yon ise, ancak 50 milyon verildi… Fakat bu para Türkiye’ye verildi.” (Andican, 2020, s. 66) açıklamada bulunurken, Raci Çakıröz de 1987 yılında yayınlanan hatıratında konu ile ilgili “Sonradan, ancak Türkiye’ye geldikten sonra öğrendiğime göre, Buhara Hükümeti’nin verdiği 100 milyon altın yardımın ancak 10 milyonluk bölümü Ankara’ya ulaşabilmiş. Bu işte aracılık rolü oynayan Moskova demek, taşıma ücreti olarak 90 mil yon altını kendi hazinesine katmış. İşte tarihimizdeki Rus yardımının iç yüzü budur.” ifadelerini kullanmıştır (Andican, 2020, ss. 66-67). SSCB ile 16 Mart 1921 tarihinde imzalanan Moskova Antlaşması ve Fransa ile 20 Ekim 1921 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması’nda Türk heyetinin reisi olan Yusuf Kemal Tengirşenk de 1970 yılında Akşam gazetesinde yayınlanan hatıralarında konu hakkında “Bugün herkesçe bilinmeyen bir gerçeği burada açıklayayım. Kurtuluş Savaşı’nda Rusların verdiği altınlardan yukarıda bahsetmiştim. Ruslar bize bu yardımı yaptı, ama parayı asıl veren Buhara Türkleridir. Ruslar buna vasıta olmuştur.” (Andican, 2020, s. 67) açıklaması da dikkat çekicidir.

Dr. Mehmet Ali Bolat Rusların, 11 milyon rubleyi Buharalıların gönderdiği yardım içerisinden yoksa farklı bir kaynaktan verildiği konusunun bilinmediğini, bu konuda herhangi bir belge varsa da Ruslar tarafından araştırmacılara açılmadığının bilindiğinin altını çizmekle birlikte, Rusların Millî Mücadele yıllarında Ankara Hükümeti’ne yaptığı yardımların Türkiye ile Rusya arasında en büyük dostluk nişanesi olduğunu vurgulamış ve bunu ortadan kaldıracak Buhara yardımının kanıtlanmasının, Rusların isteyeceği bir durum olmadığını vurgulamıştır (Bolat, 2021, s. 175).

7 Ocak 1922 tarihinde Mustafa Kemal Paşa ile görüşen Buhara Cumhuriyeti elçi heyeti Buhara’daki siyasi durumu anlattıktan sonra Kemal Paşa’dan Buhara’da bir sefaret açmasını istemiş, ayrıca Emir Timur döneminde yazılmış bir Kur’an-ı Kerim ve özel olarak yapılmış üç adet kılıçtan oluşan hediye sunmuşlardır (Andican, 2009, s. 394). TBMM bu ziyaret sonrasında Ruşen Eşref Önaydın’ı Buhara Elçisi, Rahmi Apak Bey’i de maslahatgüzar olarak vazifelendirmiş, Türk elçilik heyeti yola çıktıktan sonra Bolşevikler tarafından Moskova’ya çağrılan Buhara elçileri öldürülmüş ve Türk Heyeti de Rusların geçiş izni vermemeleri sonrasında Ankara’ya dönmüşlerdir (Bolat, 2021 s. 174).

Şunu da belirtmek gerekir ki Türk Kurtuluş Savaşı Türkistan’da geniş yankı bulmuş, Türkistan Türkleri bu süreçte İstiklal Harbi’ne para yardımı ile birlikte askeri ve siyasi/fikri destek de sağlamıştır (Konu hakkında detaylı bilgi için bk. Kara, 2011; Andican, 2009, ss. 398-405).

Gazi Mustafa Kemal Paşa Türkiye’nin güneyinde olan ve Misak-ı Milli içerisinde yer alan Musul, Hatay için birçok adım atarken aynı zamanda Kıbrıs adasındaki Türkler için de birtakım faaliyetlerde bulunmuştur. İstiklal Harbi’nin zor yıllarında Misak-i Milli sınırları içerisinde gördüğü ancak o dönem İngiliz işgali altında olan Musul’u kurtarmak için Şefik Özdemir Bey’i 1 Şubat 1922 tarihli “Başkomutanlık Yönergesiyle” Elcezire Cephesi’ne sevk etmiş 31 Ağustos 1922 tarihinde Şefik Özdemir Bey komutasındaki birlikler Irak’ta Derbent Zaferi’ni kazanmış, ancak İngiliz kuvvetleri 22 Nisan 1923 tarihinde Revanduz’u ele geçirmiştirler (Meydan, 2017, s. 487; Özdemir Bey Harekatı hakkında detaylı bilgi için bk. Güztoklusu, 2014; Güler, 2017, ss. 209-239; Türkmen, 2001).

Gazi Mustafa Kemal Paşa Lozan Antlaşması öncesi ve sonrasındaki süreçte, yani Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olduğu dönemde de Misak-ı Milli içerisinde olan Musul için politikalarından vazgeçmemiş (Atatürk’ün Musul politikaları hakkında de taylı bilgi için bk. Güler, 2017, ss. 101-161; Karakoç, 2004, ss. 149-189; Meydan, 2017, ss. 486-498) ancak Şubat-Nisan 1925 tarihinde gerçekleşen Şeyh Sait isyanı Türkiye’nin Musul politikasına büyük darbe vurmuş, uluslararası arenada Türkiye’nin Musul meselesiyle ilgili en temel tezlerinden biri olan “Türk-Kürt kardeşliği, kader birliği” tezini zayıflatmıştır (Meydan, 2017, s. 493). Türkiye bu konuda uluslararası arenada diplomatik olarak tam anlamıyla yalnız kalırken, SSCB’nin tarafsız konumu, İtalya ve Fransa’nın Türkiye’ye baskıyı artırması gibi faktörler Türkiye ile İngiltere arasındaki anlaşma sürecini hızlandırmış ve 5 Haziran 1926 tarihinde Türkiye-Iran Sınırı ve İyi Komşuluk İlişkileri Antlaşması imzalanmış ve Türkiye ile Irak’ın sınırının belirlendiği bu antlaşma ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti aynı zamanda Musul Vilayeti üzerinde olan haklarından feragat etmiş, ek olarak Türkiye’ye Irak petrollerinden 25 yıl süresince %10 pay ödenmesi onaylanmıştır (Nevici, 2010, s. 37).

Şeyh Sait isyanının İngiltere’nin Türkiye’nin Musul politikasına karşı tertipleyip tertiplemediği sıklıkla tartışılmaktadır. SSCB’nin ordusu olan Kızıl Ordu’nun askeri istihbarat raporlarında Şeyh Sait isyanı hakkında “İngilizler, gerici burjuva-feodal güçleri, Musul sorununu kendi lehine çözmek amacıyla kullanmaktadır hem de Türkiye’nin milli ve ekonomik gücü zayıflatılmaktadır.” ifadeleri kullanılmıştır (Perinçek, 2014a, s. 79). SSCB’nin resmi yayın organı İzvestiya (Haberler) gazetesinin 27 Şubat 1925 tarihli sayısında Şeyh Sait isyanının İngiltere tarafından desteklendiği vurgulanmış (Perinçek, 2014a, s. 82), yine 27 Şubat 1925 tarihinde SSCB Komünist Partisi’nin gazetesi olan Pravda (Gerçek) da isyanda İngilizlerin parmağı olduğunu belirtmiştir (Perinçek, 2014a, s. 87).

Konu ile ilgili Prof. Dr. Mete Tunçay “İngiltere’nin hiçbir şekilde Şeyh Sait İsyanı’na destek olmadığını” ileri sürerken (Meydan, 2010, s. 375), Prof. Dr. Ömer Kürkçüoğlu “Şeyh Sait İsyanı’na İngiltere’nin kesin olarak destek olduğunu gösteren bir belgeye rastlayamadık” diye vurgulamış ancak isyanın sonucunun kime yaradığı sorusuna da, “Sonucu Türkiye’nin Musul’daki iddiasını zayıflatacak bir ayaklanmayı desteklemesi için İngiltere’nin ye terli nedeni var demektir” diye belirtmiştir (Meydan, 2010, s. 379). Prof. Dr. İhsan Şerif Kaymaz da Şeyh Sait İsyanının direkt İngilizler tarafından çıkarıldığına dair somut bir belgenin bulunmadığını ifade etmekle birlikte (Kaymaz, 2014, s. 134) Türkiye Cumhuriyeti ve İngiltere arşivlerini de inceleyerek ele aldığı eserinde İngilizlerin bu isyanda etkili rol oynadığını vurgulamıştır (Konu hakkında bk. Kaymaz, 2014). Şeyh Sait İsyanında İngilizlerin etkisinin olduğunu ifade eden Sinan Meydan da İngilizlerin buradaki desteğinin Nasturi İsyanı’nda gerçekleştiği gibi “doğrudan değil”, “dolaylı” olduğunu düşünmektedir (Meydan, 2010, s. 390).

Ancak şunu net olarak belirtmek gerekir ki Şeyh Sait isyanı Türkiye’yi askerî ve ekonomik açıdan zayıflatmakla birlikte Türkiye’nin Türkler ile Kürtler arasında kader birliği olduğu tezine İngiltere’nin “şu anda bile savaş halindesiniz” diye karşı çıkmasına olanak sağlamış, Türkiye’yi diplomasi alanında zora sokmuş ve İngilizlerin 1926 yılında Musul’a sahip olmasını da kolaylaştırmıştır (Kılıç, S. 2022, s. 905).

Hatay meselesine gelince ise Atatürk, İstiklal Harbi yıllarından itibaren bu konu üzerinden ivedilikle durmuş ve Cumhurbaşkanı olduğu süreçte de bizzat ilgilenmiştir. Hatay’ın 23 Haziran 1939 tarihinde Hatay Meclisi’nin aldığı kararla Türkiye Cumhuriyeti’ne katılması Atatürk’ün son büyük diplomasi zaferi olmuştur (Meydan, 2017, s. 485; Atatürk’ün Hatay politikası hakkında detaylı bilgi için bk. Güler, 2017, ss. 317-346; Karakoç, ss. 115-145).

Son olarak da, Kıbrıs’a da değinmek gerekirse Mustafa Kemal Atatürk, Kıbrıs’ın Türkiye için her daim önemli olduğunu ve buraya dikkat edilmesinin gerektiğinin altını çizmiş, ayrıca Kıbrıs Söz Gazetesi sahibi Remzi Okan’a verilmek üzere gönderdiği bir zarfta “Kıbrıs’ta Türk dili sönmemelidir” diye belirtmiş aynı zamanda Söz Gazetesi sahibi Remzi Okan’ın Latin alfabesine uygun bir yayın yapmak için Almanya’dan sipariş ettiği matbaanın firma tarafından yanlışlıkla Türkiye’ye gönderilecek matbaalarla birlikte gönderilmesi sonrası Atatürk Söz gazetesinin matbaasının da masraflarının ödenmesi direktifini vermiştir (Karakoç, 2004, ss. 194, 198, 199). Ayrıca Atatürk bunlara ek olarak Kıbrıs’ta eğitim-öğretim ve kültür çalışmaları için de Türkiye’nin yardımda bulunmasını istemiş ve bu konuda Türkiye’nin Kıbrıs adasındaki konsolosu Asaf Bey düzenli faaliyet göstermiştir (Gazioğlu, 2009, s. 246).

Kıbrıs Türkleri İstiklal Harbi yıllarında da Ankara Hükumetine destek vermiş ve bazı Kıbrıslı Türkler Kıbrıs adasından gizlice Türkiye’ye geçerken aynı zamanda Türkiye’de yüksek öğretim gören Kıbrıslı Türk gençler Anadolu’ya gizlice geçerek İstiklal Harbi’ne katılmışlardır (Gazioğlu, 2009, ss. 241; 242).

Bu bölgelere ek olarak 1920’li yılların başlarında Kırım, Kazan ve İdil-Ural bölgesinde Türk halkının yaşadığı kuraklık ve açlık felaketine Gazi Mustafa Kemal Paşa liderliğindeki TBMM ve Anadolu’daki Türk halkı, İstiklal Harbi yıllarında karşılaştığı zorluklara rağmen elinden gelen yardımı esirgememiş ve bölgeye yardım göndermiştir (Konu hakkın da detaylı bilgi için bk. Kırımlı, 2011; Köstüklü, 2011).

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olduktan sonra da Türk dünyası politikalarını ihmal etmemiş ve dönemin şartları çerçevesinde önemli adımlar atmıştır. Atatürk’ün bu çerçevede uyguladığı en dikkat çekici politikalardan biri de Türkiye dışından Türk soylu öğrencileri getirerek Türkiye’de eğitim almalarını sağlaması olmuştur (Dayı, 2000, s. 544). Atatürk’ün Hamdullah Suphi Tanrıöver’i Romanya Büyükelçisi atamasından sonra Suphi Tanrıöver Atatürk’ün talimatları çerçevesinde bölgedeki Gagavuz yerleşim yerlerini dolaşarak Ortodoks mezhebindeki Gagavuz Türklerine el uzatmış, ilk olarak 40 kişiyi Türkiye’ye eğitime gönderirken sonraki süreçte gönderilen öğrenci sayısı 200’ü aşarken Tanrıöver de, Romanya’da yaşayan azınlık Müslüman Türk nüfusun Hristiyan Gagavuz Türklerine her açıdan destek durmalarını sağlamış ve bu program doğrultusunda bölgedeki Türk nüfusun eğitim seviyesinin artırılması için Türkiye’den 80 ilkokul öğretmeni getirilmiştir (Karakoç, 2004, ss. 106; 107).

Türkiye Cumhuriyeti bu yardım faaliyetlerini Türkistan coğrafyası için de gerçekleştirmiştir. 13 yaşında Doğu Türkistan’dan Türkiye’ye gelerek, Harp Akademisi’nde eğitim alıp Türk Silahlı Kuvvetlerinde üstün görevlerde bulunan emeklilik sonrasında Doğu Türkistan Vakfı Başkanı olan Emekli General Rıza Bekin anılarında 1933 yılında Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’nin kurulması sonrasındaki süreçte Türkiye’den öğretmenlerin bölgeye geldiğini ve bölgede okullar açıldığını vurgulamıştır (Bekin, 2005, ss. 11-12).

Dönemin SSCB Ankara Büyükelçisi Suriç’in Pan-Türkist ve Pan-İslâmist suçlamaları sonrası dönemin Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras Türkiye’nin Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını kazanması hakkında fikirlerini yazılı olarak verdiği resmi cevapta “Siyasî istiklâllerini kaybetmiş milletlerin bunu geri almak uğrundaki mücadelelerini suitelâkki etmek prensiplerimizden çok uzaktır. Son seneler zarfında orta ve uzak şarkta milliyetperverlik cereyanlarının kuvvetlenmesi tesiriyle Şarkî Türkistan’da tezahür eden bu hareketleri de, bilhassa aynı ırktan olan bir cemaate taalluk etmesi itibariyle memnuniyet ve takdirle karşılarız.” ifadelerini kullanırken (Çelebi, 2010, s. 205), aynı zamanda “Doğu Türkistan’da birbirinden farklı olmak üzere bağımsızlık için iki eğilim olduğu görülmektedir. Yabancı unsurların faal rol oynadığı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin genel olarak hassasiyet gösterdiği bu hareketler karşısında basınımızın alacağı vaziyet nezaket olacaktır. (…) Ancak, bu harekâtın dini irticaın ve klerikal (aşırı dinci) kişilerin ayaklanması şeklinde olması veyahut herhangi yabancı bir devletin emellerine alet edilmesi, din ve devlet işlerini birbirinden tamamen ayırmış devletimizin prensiplerine uymayacağını belirtiriz. Bu noktalar göz önüne alındığı takdirde Doğu Türkistan bağımsızlık hareketi basınımızda yorumsuz bir şekilde yer alacaktır” vurgusu da yer almıştır (Kapcı ve Erdoğan, 2018, s. 129).

Ek olarak, Tevfik Rüştü Aras Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti yetkilerine SSCB ile iyi geçinmeleri gerektiğinin altını çizmiş ve Kemalist Türkiye’yi örnek almalarını söylemiştir (Andican, 2009, s. 461). Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca konu ile ilgili “Söz konusu bu hareketlerin dönemin T.C. Dışişleri Bakanlığı tarafından aynı ırktan bir toplum tarafından bağımsızlık amaçlı yapılması itibariyle memnuniyetle ve takdirle karşılandığı ancak bu hareketlerin gerek irticai, gerekse dış ülkelerin etkisinde kalması sebebiyle din ve devlet işlerini tamamen ayırmış olan Türkiye’nin ilkelerine uygun olmayacağı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda İçişleri ne yazılan ve Başbakana bilgi verilen yazıda Türk basının konuya yorumsuz yaklaşması ve yalnızca ajans haberlerini yayımlamasının sağlanması istenilmektedir” diye değerlendirmede bulunmuştur (Karaca, 2007, s. 223).

Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’nden Türkiye’ye gönderilen yeni yıl mesajında “Yeni bağımsızlığına kavuşmuş olan Doğu Türkistan’ın mavi bayrağından sevgili Türkiye’nin al bayrağına selam olsun” ifadesi yer alırken (Andican, 2009, s. 461), Anadolu Ajansının da “Gök Bayrak Al Bayrağa selam söylüyor” başlığı ile yer verdiği haberler Türk basınında mevcut olmuştur (Andican, 2009, s. 461; Bazı kaynaklarda Akşam Gazetesi’nin 31 Aralık 1933 tarihindeki yayınında “Gök Bayraktan Al Bayrağa Selamlar” başlığı yer aldığı belirtilmiştir (Tanış, 2020, ss. 305-306)).

Dönemin SSCB basını Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’nin çevresinde “Kemalizm düşmanlarının ve gerici unsurların” yer aldığını yazarak, yeni kurulan bu devletin Türkiye’ye karşı olan gruplar tarafından kurulmuş olduğu gibi intiba uyandırsa da (Andican, 2009, s. 462), Kaşgar’da kurulan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kuruluş aşamasında bölgeye gelen Mustafa Ali Bey ve arkadaşlarının Kemalizm’e karşı olup olmadıkları hakkında net bir veri yoktur (Andican, 2009, s. 463). Ancak Rıza Bekin’in açılan bu okullarda öğretilen marşlarda “Yaşa Mustafa Kemal Paşa” ifadelerinin yer aldığını belirtmesi (Bekin, 2005, s. 12) ayrıca Mustafa Ali Bey’in “Milli Yol” Gazetesine “Bizim bu mesaimizin Türk Dünyası için zararı olduğunu dünyada bir tek adam, yani Gazi söylerse O’nu dinleriz. Türk Milleti ne kazandıysa bir kahramana itaat ederek kazanmıştır. Türkiye’yi kurtarmayı bilen Gazi, elbette bu işi bizden daha iyi bilir der ve yolumuzdan çekiliriz” diye açıklama yapması (Karaca, 2007, s. 223) gibi meselelerin de dikkatten kaçmaması gerekmektedir.

Ek olarak, bazı kaynaklarda da bölgeye gelen Dr. Mustafa Kentli Ali Bey ile Harbiye’den Mahmud Nedim Bey’in Atatürk’ün haberi olmadan Doğu Türkistan’a gitmelerinin mümkün olmadığı da ifade edilmektedir (İnayet, 2000, s. 324; Odatv, 2021). Bölgeye gelenlerden biri olan Mahmut Nedim yeni kurulan devlet tarafından ordunun eğitimiyle ilgili görev alırken, Mustafa Ali Bey de olağanüstü elçi sıfatı görevi alarak diğer devletlerle Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti arasında siyasi ilişkiler kurmak maksadıyla Hindistan’a gönderilmiştir (Kul, 2017, s. 159).

1933 yılında Kaşgar’da kurulan Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti kısa bir süre sonra dönemin SSCB lideri Josef Stalin’in ortak hamlesi ve Rus-Çin ortaklığı ile ortadan kaldırılmıştır (Kul, 2017, s. 137). Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti bağımsızlığını kazandıktan sonra SSCB ile ilişkisi olmamakla birlikte, iki taraf da birbirine soğuk bakarken SSCB’nin kendi yakınlığında bir Türk devletinin mevcut olmasını tehlike olarak görürken, İngiltere de Asya coğrafyasında bağımsız bir Türk ve İslam devletinin Hindistan için kötü örnek olacağını düşünmüştür (Adıbelli, 2008, s. 98).

Türkiye Cumhuriyeti Doğu Türkistan Cumhuriyeti’ne onların kendisinden beklediği desteği verememesinde üç temel faktör ana etken olmuştur: 1) İstiklal Harbi kazanıldıktan sonra iç politika Türkiye için dış politikadan daha öncelikli olmuş; 2) 1920’li yıllardan itibaren Akdeniz ve Balkanlar’da İtalyan yayılmacılığının tehdidi Türkiye için güvenliğe dayalı bir politika uygulamasına sebep olmuş, bu çerçevede Türkiye yakınında bulunan ülkelerle paktlar ile birlikte aynı zamanda başka büyük devletlerle ittifak arayışlarını gündeme getirmeye başlamış; 3) SSCB faktörü (Duman, 2014, ss. 406-407).

Doğu Türkistan’ın durumu ve bağımsızlık mücadelesi Türkiye Cumhuriyeti için mühim bir durum olurken, özellikle Doğu Türkistan’da Türkiye’ye göç etmek durumda olan aydın ve yazarlar Türkiye içerisinde kamuoyu oluşturarak belirli bir bilinç uyandırmak maksadıyla önemli çabalarda bulunarak Yeni Türkistan, Odlu Yurt, Bildiriş gibi yayınlar çıkartırken bu süreç Türkiye-SSCB ilişkilerinin durumuna göre Ankara’dan bazen destek görmüş bazen de bu yayın ve faaliyetler yasaklanmıştır (Başkaya, 2019, s. 207).

Atatürk’ün hem dış politikasında, hem de Türkistan’a dair politikalarında Afganistan her zaman kritik konumda bulunmuştur (Atatürk’ün Afganistan politikasında hakkında detaylı bilgi için bk. Şimşir, 2019). Daha İstiklal Harbi yıllarında bu konu ile ilgili harekete geçen Mustafa Kemal Paşa 21 Aralık 1920 tarihinde Fevzi Çakmak Paşa’ya gönderdiği resmi talimatta Afganistan’a Afgan ordusunu düzenlemek için bir askeri heyet gönderilmesini, bu askeri heyetin siyasetten uzak kalmasını, hem Afgan, hem de Türkistan ve Buhara nüfusu ve askerlerine kendilerini sevdirmesini gerektiğinin altını çizmiş, bu hamleler sayesinde gelecekte Anadolu’nun üstüne çöken yükün azalacağı gibi, gelecekte de riayet edildiği takdirde Orta Asya’da Türk Hükümetinin emrine amade güçlü bir orduya sahip olmanın hususun temin olacağını, dolayısıyla her gerektiği anda Anavatanı harp sorunlarından korumak için İngilizleri daha uzakta işgal etmek için bir araç elde edileceğini vurgulamış, aynı zamanda bu Türk subaylarının Afganistan’daki iktidar güçlerinin dış entrikalar sayesinde Türklüğün ve İslamiyet’in aleyhinde hareket etmesi durumunda bunun engellenmesini ve Türk ile İslam menfaatine hizmet edecek bir Afgan grubunun iktidara getirecek kadar bir mevki edinmelerini talep etmiştir (Talimatın tam metni için bk. Kültür Bakanlığı, 1992, ss. 218-219; Belgenin orijinali için bk. Kültür Bakanlığı, 1992, ss. 215-217).

Atatürk bu hamlelerini Cumhurbaşkanlığı döneminde de sürdürmüş, özellikle Memduh Şevket Esendal’ın Kabil’de büyükelçilik yaptığı dönemde Türk dünyası ile ilgili dönemin şartlarının zorluklarına rağmen önemli adımlar atmıştır. Emekli General Rıza Bekin anılarında Türkiye Cumhuriyeti Kabil Büyükelçisi Memduh Şevket Esendal ile ilgili “Esendal’ın ilgisi, bize millî bir benlik kazandırmak, kim olduğumuzu öğretmek hedefini güdüyordu. (…) Bizlere, Atatürk’ün nutkundan parçalar okur, Doğu Türkistan’a ve Türklüğe faydalı olacakların, ancak Türkiye’de yetişebileceğini söylerdi. (…) Esendal Türk lehçelerine vâkıf bir insandı. Hazretim (Yazar notu: Mehmet Emin Buğra) ile Türklükle ilgili bütün konularda fikir alışverişinde bulunuyor, Çin meselesi, Doğu Türkistan Türklerinin sorunları hakkında konuşuyorlardı. Esendal her zaman bizlerin Türkiye’de okuyup yetişmemizi söylerdi.” ifadelerini kullanmıştır (Bekin, 2005, ss. 16-17).

Rıza Bekin Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kurucusu Mehmet Emin Buğra’nın dönemin Türkiye Cumhuriyeti Kabil Büyükelçisi Memduh Şevket Esendal ile görüşmesinde Doğu Türkistanlı çocukların Türkiye’de eğitim alması isteğini belirttikten sonra Esendal’ın Ankara’ya olayı iletmesi ve Ankara’dan gelen olumlu cevap sonrasında Türkiye’ye göç ettiklerini belirtmektedir (Bekin, 2005, s. 17). Şevket Esendal’ın yardımlarıyla Mehmet Rıza Bekin’in de içinde bulunduğu on Doğu Türkistanlı öğrenci eğitim almak için Türkiye’ye gönderilmiş (Oğuz, 2021, s. 17) ayrıca bu grubun içerisinde yirmi beş kişilik Özbek, Tatar, Türkmen öğrenci de yer alırken bu öğrenciler Türkiye’ye geldikten sonra askerî okullara, tıbbiye ve aynı zamanda öğretmen okullarına kaydedilmiştirler (Kuzu, 2013, s. 100).

Büyükelçi Esendal bu yardımı sadece Doğu Türkistan Türkleri ile kısıtlamamıştır. Aynı zamanda Esendal, SSCB baskısından kaçarak Afganistan’a sığınan Türk soylu grupların SSCB tarafının Kabil yönetimine bu grupların iade talep etmesi sonrası Şevket Esendal durumu Türkiye’ye iletmiş ve sonrasındaki süreçte Esendal’ın hamleleriyle Türkmenler Afganistan hükumeti tarafından SSCB’ye geri gönderilmemiş ve Kunduz bölgesine yerleşerek günümüzdeki Güney Türkistan’ın oluşması sürecine katkıda bulunmuştur (Teke, 2023, s. 193).

Rıza Bekin, Memduh Esendal’ın Afganistan’daki Türk soylu öğrencilerine yardımlarıyla ilgili “Afgan Türklerinden olup, askerî okullarda öğrenim görmekte olan Özbek ve Türkmen öğrencilerin Kabil’deki askerî okullardan çıkarılmaları, kayıtlarının silinmesi için Moskova, Afgan Hükümetine baskı yapmış, nota vermiştir. Baskılara dayanamayan Afgan Hükümeti bu Türk kökenli öğrencileri okullardan atmıştır. Bu öğrencilerin büyük bölümü Esendal tarafından Türkiye’ye gönderilmiştir. Bu öğrencilerin çoğu albay rütbesine kadar yükselmiş, bir kısmı diğer üniversitelere geçiş yaparak profesör ve doktor olmuşlardır.” ifadelerini kullanmıştır (Teke, 2023, ss. 189-190).

Daha önce de Tahran’da Büyükelçilik görevinde bulunan Memduh Şevket Esendal İran’da yaşayan Türkmenlerle iletişim kurmuş, Türkiye’de eğitim almaları için öğrenciler göndermiş, Türkiye’de öğrenimlerini bitiren bu gençlerin daha sonra kendi ülkelerine döndükten sonra önemli görevlerde yer aldığı bilinmekle birlikte, Afganistan’da da görev aldıktan sonra Esendal, Atatürk’ün emri ile bölgeden seçtiği öğrencileri Türkiye’de eğitim almak için göndermeyi sürdürmüştür (Dayı, 2000, ss. 544; 545).

Atatürk’ün direktifleri doğrultusun da Doğu Türkistan’dan seçilerek Türkiye’ye gönderilen öğrenciler içerisinde yer alan üç kardeş öğrenci (İbrahim, Enver ve Afife Altay) 1936 yılında Türkiye’ye geldikten sonra Prof. Dr. Abdülkadir İnan onlarla ilgilenmiş ve sonrasında Atatürk bu öğrencilerle yaptığı görüşmede öğrencilerin sorularına Uygurca cevap vermeleri üzerine duygulanmış, konuşma sırasında Abdülkadir İnan Atatürk’e “Ben size tercüme edeyim” dediği zaman Atatürk asabi şekilde “Türkçeden Türkçeye tercüme olur mu?” diye cevap vermiştir (Dayı, 2000, s. 545).

Kabil’de Cuma günleri elçilikte Türk bayrağı çekildiği anlarda bazı zamanlar Türkmen çocukları da oraya çağırarak o havayı onların da hissetmesini isteyen Esendal, Türk devletleri ve topluluklarını bir bayrak altında birleştirmesi fikrini hayalcilik ve gereksiz olarak değerlendirmekle birlikte O, Türk devletleri ve topluluklarının her birinin kendi topraklarında ayrı ayrı bağımsız devlet olmaları gerektiğini vurgulamakta, ek olarak güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti’nin kardeş Türk topluluklarına dayanak olabileceğini söylemekte ve Türkiye’yi uluslararası sistemde zor duruma düşürecek hareketlerden uzak durarak yeni cephelerin oluşmasını arzulamamaktaydı (Teke, 2023, ss. 60-61).

Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk nüfusunun çoğunluk olduğu yada Türk nüfusunun yakın olduğu bölgelere Şevket Esendal’ı büyükelçi olarak atamasında Esendal’ın milli şuur ve Türk kültürü konularına olan merakı önemli rol oynamış ve Atatürk’ün İstiklal Harbi’nden vefat ettiği güne kadar Türkiye dışındaki Türk dünyası ile ilgilenirken bu ilgi, etnik açıdan olmasa da, siyasi, coğrafi ve kültürel açıdan bir birliğe dayanan bir millet olma hedefini taşımış, Mehmet Emin Buğra da Memduh Şevket Esendal’ın Türkistan uğrunda büyük hizmetler yaptığının altını çizmiştir (Teke, 2023, ss. 193; 194).

Esendal’ın Afganistan’daki elçi olarak görev yaptığı yıllarda, Türk-Afgan ilişkileri zirve dönemini yaşamış, ayrıca Türkiye Cumhuriyeti politikasının bir yankısı olarak milli şuur bağlamında Türk dünyası ile her zaman yakın ilişki kurmuş ve Türklüğe mühim hizmetlerde bulunurken (Teke, 2023, s. 190.), Prof. Dr. Mehmet Saray da Esendal’ın Atatürk’ün ve Türk Hükumetlerinin talimatlarını Afganistan’da en başarılı şekilde gerçekleştirerek Afganistan’da Türk nüfuzunu en yüksek seviyeye çıkaran tek sefir olduğunun altını çizmiştir (Saray, 2002, s. 155).

1920’li yıllardan itibaren Türkiye dışındaki Türklerin liderleri olan Kırımlı Cafer Seyidahmet Kırımer, Kuzey Kafkasyalı Said Şamil ve Kılıç Gerey, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti kurucusu Mehmet Emin Resulzade, Azerbaycanlı Mirza Bala, Türkistanlı Osman Kocaoğlu ile birlikte Zeki Velidi Togan, Ayaz İshaki, Fuat Toktar, Sadri Maksudi ve Abdullah Battal Taydan Türkiye’ye gelmiştirler (Andican, 2009, s. 431). Bu süreçte Atatürk dönemin şartlarına uygun olarak Türk dünyası faaliyetlerini sürdürmeye devam etmiştir. Atatürk’ün Türk dünyasına olan bakışını anlamak için bu ifadeleri de büyük önem taşımaktadır: “Türkiye dışında kalmış olan Türkler, ilkin kültür meseleleriyle ilgilenmelidirler. Nitekim biz Türklük davasını böyle bir müsbet ölçüde ele almış bulunuyoruz. Büyük Türk tarihine, Türk dilinin kaynaklarına, zengin lehçelerine, eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal ötesindeki Yakut Türklerinin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz.” (Kılıç, S. 2010, s. 55). Atatürk bu düşünce çerçevesinde hareket ederek 1931 yılında Türk Tarih Kurumu’nu, 1932 yılında da Türk Dil Kurumu’nu kurdurmuştur (Dayı, 2000, s. 540).

1 Kasım 1928 tarihinde Atatürk Türkiye’de Latin harflerine geçerek Türk dünyasındaki kültür birliğini oluşturmaya çalışsa da, 1930’lı yıllarda Stalin yeni bir hamle yaparak SSCB içerisindeki Türklerin alfabelerini Latin alfabesinden Kiril alfabesine çevirmiş ve bununla da SSCB’deki Türklerle Türkiye Türkleri arasında yazı birliği bozulmuştur (Dayı, 2000, s. 543).

Bu dönem Türk dünyası için en önemli olaylardan biri şüphesiz ki Birinci Türkoloji Kurultayıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin bu kurultaya Fuat Köprülü ile Ali Bey Hüseyinzade (Turan) gibi öne çıkan iki fikir adamını göndermesi ile bu kurultaya ne kadar çok önem verdiğini belli etmiştir (Andican, 2009, s. 435). 26 Şubat – 6 Mart 1926 tarihlerinde Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin başkentinde gerçekleşen bu kurultayda tüm Türk dünyası için ortak alfabe, ortak yazıma, ortak terimlere ve ortak dile yönelik çalışmalar sunulurken kurultayda alınan kararları SSCB yönetimi Anti-Sovyet düşünceler olarak değerlendirmek ve kurultaydaki delegeleri halk düşmanı olarak görmekle birlikte buradaki bilim insanları birkaç yıl sonra gerçek olmayan suçlamalarla ölüm, hapis veya sürgün cezasına çarptırılmıştır (Akalın, 2008).

Türkiye ve SSCB’deki Türklerin Latin alfabelerine geçmeleri sonucunda Türk dünyasında ortak bir alfabenin oluşturulabileceğini bilen Atatürk sonraki yıllarda SSCB ile ortak Türkoloji başlatmak istemiş ve bu bağlamda Ya Marr ve R. L. Smayloviç gibi Türkologları davet ederek Türk alfabelerinin birleştirilmesinin gerektiğini açıklamış ve bu talep de SSCB’nin Türkiye’de geçici elçisi Astahov tarafından SSCB’ye resmi olarak iletilmiştir (Andican, 2009, s. 437).

Türkiye’de bu dönem dil ve kültür birliği konusunda gerçekleşen ciddî çalışmalar, SSCB’yi rahatsız etmiş ve Sovyet yönetimi SSCB içerisinde yaşayan Türklerin Türkiye ile tekrar kültürel bağlantıya geçmelerini engellemek için Latin alfabesini bırakarak Rus Kiril alfabesine geçmelerini istemişlerdir (Saray, 2017, s. 203).

SSCB içerisinde Stalin döneminde Türkistanlı komünistlerin ortadan kaldırılması süreci başladığı zaman Türkiye ve Pantürkizm unsurları kullanılırken (Konu hakkında detaylı bilgi için bk. Andican, 2009, ss. 451-457) aynı Stalin Sovyet devriminin yıl dönümlerinden birindeki demecinde “Herkes bilsin ki, Rus milleti; Boğazlarla, Ardahan’ı ele geçirmekten asla vazgeçmeyecektir. Çok yakın bir zaman da bu davalarımızı halletmiş olacağımızı şimdiden müjdeliyorum…” (Yılmaz, S. 2024, s. 141) ifadelerini kullanması sonrasında Atatürk Sovyet Elçiliğine giderek dönemin SSCB Büyükelçisi Karahan’a bu meselenin aslını Stalin’e sordurmuş ve gelen cevapta “Stalin sürçü lisan eylemiştir. Boğazlar ile Ardahan’ı almak gibi bir arzusu kesinlikle yoktur…” ifadeleri yer alırken (Yılmaz, S. 2024, s. 141), derhal Moskova’ya çağrılan Karahan’ın fırında yakılarak idam edildiği haberi on gün sonra gelmiştir (Yılmaz, S. 2024, s. 142).

Bu süreçte Zaven ve Vartohi Nalbantyan kardeşler tarafından ele alınan “Müstakil ve müttehit Turan” isimli kitap 1926 yılında Ermenice yayınlanırken, 1930’larda Rusça ve Fransızcaya, 1971’de İngilizce, 2001’de ise Farsçaya tercüme edilmiş ve Zare Vand müstear ismi ile yayınlanmıştır (Cihangir, 2011, XXIII-XXIV). Yazarlar “Nasıl düne kadar her Rus mujiğinin kulübesinde Çar, bugün Lenin’in resmi varsa, her Turanlının evinde de Mustafa Kemal’in resmi vardı. Bu iş o kadar ileri gitmişti ki, nihayet bundan rahatsız olan Sovyetler rejimi, bunu engellemek için ağır cezalar koymak zorunda kalmıştı.” (Nalbantyan, 2011, ss. 137 138) diye belirtmekle birlikte Türkiye’nin dış politikasının temelinin Turancılık olduğunu söyleyen yazarlara Mehmet Emin Resulzade ve Mustafa Çokayoğlu’ndan sert tepki gelirken, Çokay bu konu hakkında Atatürk Türkiye’sinin Turancılıkla en ufak ilişkisi bile olmadığını söylemiş, Resulzade de Zarevand’ın yorumlarının yanlış olduğunu vurgulamıştır (Andican, 2009, ss. 458-459; Mehmet Emin Resulzade’nin cevabı hakkında bk. Resulzade, 2020).

Bir Türk milliyetçisi olan Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk dünyası politikaları dönemin güçleri tarafından da dikkatle izlenmiştir. SSCB mahkemeleri Stalin tarafından 1928 yılında başlatılan tasfiyeler zamanı SSCB içerisindeki Türk siyasileri ve aydınlarını çoğu zaman Pantürkizm, Panturanizm ve Türkiye casusluğu ile suçlamıştır (Andican, 2009, s. 457).

Atatürk hem İstiklal Harbi döneminde, hem de Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı döneminde SSCB ile iyi ilişkiler geliştirmeye çalışmış ve iki ülke arasındaki ilişkiler genel olarak iyi düzlemde devam etmiştir (Konu hakkında detaylı bilgi için bk. Saray, 1985; Bilge, 1992, ss. 25-119; Tellal, 2001a; Tellal, 2001b; Hasanlı, 2011, ss. 15-38; Perinçek, 2014b; Perinçek, 2016, ss. 17-313; Perinçek, 2021; Bolat, 2021; Yılmaz, S. 2024, ss. 97-142).

Atatürk’ün Sovyetlerle iyi ilişkileri devam ettirmek istediğini fakat Sovyetlerin aynı samimiyetle davranmadığını ifade eden Prof. Dr. Mehmet Saray, Atatürk’ün komünizmi reddederek Türkiye’deki komünist çalışmaları engellemesini Sovyetlerin affedemediğini ifade etmektedir (Saray, 1988, ss. 93-94).

Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1920 yılında TBMM gizli oturumunda “… bu noktada iki ciheti birbirinden tefrik etmek lâzımdır. Biri, Bolşevik olmak; diğeri Bolşevik Rusyasiyle ittifak etmek. Biz, Heyet-i İcraiye, Bolşevik Rusyasiyle ittifak etmekten bahsediyoruz. Yoksa, Bolşevik olmaktan bahsetmiyoruz…” (Tellal, 2001a, s. 168) ifadelerini kullanması bu konuda çok mühim yer tutarken ayrıca Kemal Paşa Bolşeviklerle ilişkiyi dengede yürütmekle birlikte Anadolu’daki Sol hareketleri de tasfiye etmesi de gözden kaçmamalıdır (Konu hakkında detaylı bilgi için bk. Candemir, 2022).

1919-1921 yılları arasındaki Türk-Rus ilişkisinin bir dostluk ilişkisi değil bir çıkar ilişkisi olduğunu ifade eden Dr. Mehmet Ali Bolat Ankara Hükümeti ile Sovyet Rusya arasında ideolojik yayılma meselesinin bu dönem de sorun olduğunu, çünkü Rusların İstiklal Harbi’ni kendi kontrollerine almak, ideolojik olarak ele geçirmek, kendileri için daha uyumlu olarak hesap ettikleri İttihatçıları bu hareketin başına geçirmek veya kendi askerlerini Anadolu’ya göndermek gibi teklif ve manevralar yaptıklarını ancak Türkiye’nin bunları savuşturduğunu ifade etmektedir (Bolat, 2021, ss. 351-352).

Nitekim Ankara Hükümeti ile Sovyet Rusya arasında Kars Antlaşması’nın imzalanmasından kısa bir süre sonra Stalin 17 Ekim 1921 tarihinde Çiçerin’e yazdığı mektupta “Enver Paşa’yı kullanmakla Kemal’e kısa bir süre ihanet ettik” demiştir (Yılmaz, S. 2024, s. 138).

İstiklal Harbi zamanında Sovyet Rusya’nın sağladığı yardım Türkiye için çok önemli olmakla birlikte Türk-Fransız ilişkileri, Rus-İngiliz ilişkileri ve Ermeni meselesi Ankara ile Moskova arasındaki ilişkileri gölgeleyerek Rus yardımlarını etkilemiş, Sakarya Zaferi sonrasında ilişkiler tekrar düzelmeye başlamış, Türkiye de bu dönem jest olarak kıtlık ile mücadele eden Rusya’ya tahıl hibe etmiştir (Bolat, 2021, s. 352).

Türkiye ile SSCB arasında Cumhuriyetin ilk dönemlerinde çok iyi şekilde ilerleyen ilişkiler 1936 itibariyle soğumaya başlamış, İkinci Dünya Savaşı sonrası ise ilişkiler SSCB’nin Türkiye’ye verdiği notalar sonrasında büyük oranda bozulmuştur (Yılmaz, S. 2024, s. 141; SSCB’nin Türkiye’ye verdiği notalar hakkında detaylı bilgi için bk. Hasanlı, 2011; Uzman, 2018; Köse, 2019; Ergün ve Kurban, 2020, ss. 73-76).

SSCB Dışişleri Bakanı Molotof 30 Mayıs 1953 tarihinde yaptığı açıklamada SSCB’nin Türkiye’ye yönelmiş olan isteklerinden vazgeçtiğini ifade etmiştir (Açıklamanın tam metni için bk. Bilge, 1992, s. 337).

Türkiye’deki gelişmeleri dikkatle izleyen devletlerden biri de İran olmuştur. İran Şahı Rıza Pehlevi’nin 1934 yılında Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyarette Atatürk’ün dehası, milliyetçiliği ve Türk dünyası politikalarından etkilenmiş ve ülkesine döndükten sonra İran Türklerinin Türkiye’de yaşanan gelişmelerden etkileneceği kuşkusuyla İran Türklerine karşı çok ağır bir baskı uygulamış ve hızlıca devletinin resmi dilinin Farsça olduğunu açıklamıştır (Ünay, 2019, s. 58).

Bununla birlikte İngiltere’nin de Türkiye’nin olası hamlelerini ve Türk dünyası politikalarını dikkatle izlediği düşünülebilir. Çünkü İngilizlerin XX. Yüzyılın başlarından 1920’li yıllara kadar Türkistan coğrafyasında Türkçülük ve Turancılık akımını dikkatle izlediği ve bu akımlardan endişe duyduğu belirtilmektedir (Konu hakkında detaylı bilgi için bk. Özalp, 2019, ss. 231-257).

Sonuç olarak, kendisini her daim bir Türk milliyetçisi olarak ifade eden Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk dünyası ile ilgili faaliyetlerine baktığımız zaman görünen o ki O, İstiklal Harbi’nin en zor dönemlerinde bile Türk dünyası ile ilgilenmiş, Türk dünyasının sorunlarına kayıtsız kalmamış ve gerçekçi bir yaklaşımla hareket ederek Türk dünyası için önemli politikalar geliştirmiştir. Devletin resmi olarak Turancılık politikası yürütmediği net bir gerçek olmakla birlikte Atatürk’ün Türk dünyası ile ilgili her dönem politikalar geliştirdiği ve bu politikaları uygulamaya geçirirken dönemin şartlarını inceleyerek realist bir çizgide hareket ettiği görülmektedir (Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk dünyası faaliyetleri hakkında detaylı bilgi için bk. Saray, 1988; Saray, 2017b, ss. 106-204; Doster, 2020, ss. 134-217; Karakoç, 2004; Dayı, 2000, ss. 515-546).

Bugün gelinen süreçte artık uluslararası arenada bağımsız yedi Türk Cumhuriyeti’nin varlığı ile giderek artan önemi ve Türk dünyasında entegrasyonun hızlıca artması yeniden düzenlenmeye giden küresel sistemde hem Türkiye Cumhuriyeti hem diğer Türk Cumhuriyetleri hem de Türk dünyası için büyük öneme sahip

  • Adıbelli, B. (2008). Doğu Türkistan. IQ Kültür Sanat Yayıncılık.
  • Akalın, Ş. H. (2008). Sunuş. 1926- Bakü Türkoloji Kurultayı (Tutanaklar) 26 Şubat – 6 Mart 1926 (Çev. Nerimanoğlu, K. V. ve Öner, M.) içinde. Türk Dil Kurumu Yayınları.
  • Ağayev, M. (2008). Kurtuluş Savaşı yıllarında Türkiye Azerbaycan İlişkileri. IQ Kültür Sanat Yayıncılık.
  • Andican, A. A. (2009). Osmanlı’dan günümüze Türkiye ve Orta Asya. Doğan Kitap.
  • Andican, A. A. (2020). Cedidizmden bağımsızlığa hariçte Türkistan mücadelesi. Ötüken Neşriyat.
  • Atnur, İ. E. (2001). Osmanlı yönetiminden Sovyet yönetimine kadar Nahçıvan (1918-1921). Türk Tarih Kurumu Yayınları.
  • Aslan, Y. ve Aslan, B. (2023). XIV. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti dönemi’nde Türkiye-Azerbaycan ilişkileri (1920-1923). İ. Tellioğlu (Ed.), Başlangıçtan günümüze Türkiye-Azerbaycan ilişkileri içinde (1. Baskı, ss. 559-699). Türk Tarih Kurumu Yayınları.
  • Avşar, A. (2007). Türkiyənin istiqlal Müharibəsində Azərbaycan Türkləri. AzAtam.
  • AzadliqRadiosu (2013, Mart 12). Atatürk Azərbaycana xəyanət edibmi? (Debat). YouTube. https://www.youtube.com/watch?v=zqdaSCydew0
  • Başkaya, M. (2019). Arşiv Belgelerine Göre Cumhuriyetin İlk Yıllarında Doğu Türkistan’ın Genel Durumu ve Türkiye ile Kültürel Münasebetler. Bilig, (89), 215-236.
  • Baykara, H. (2017). Azərbaycan istiqlal mübarizəsi tarixi (Çev. Əbdülhəsənli, E.). Kitab Klubu.
  • Bekin, M. R. (2005). Doğu Türkistan Vakfı Başkanı M. Rıza Bekin’in anıları. Kastaş Yayınevi.
  • Bilge, A. S. (1992). Güç komşuluk, Türkiye-Sovyetler Birliği ilişkileri 1920-1964. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
  • Bolat, M. A. (2021). Millî Mücadele döneminde Türkiye’nin Kafkasya politikası (1919-1921). Selenge Yayınları.
  • Candemir, B. (2022). Tasfiye, Milli Mücadele Döneminde Sosyalist Hareketlerin Tasfiyesi. Mavi Gök Yayınları.
  • Carrère d’Encausse, H. (2019). Dünyayı değiştiren altı yıl – 1985-1991, Sovyet İmparatorluğunun yıkılışı (Çev. Aktaş, Ş.). Yapı Kredi Yayınları.
  • Cihangir, E. (2011). Turan, pan-Turanizm ve kitap üzerine. Nalbantyan, Z. V. (2011). Ermeni cephesinden pan-Turanizm (Çev. Sarnesar, K) içinde (VII XXXVIII). Doğu Kütüphanesi Yayınları.
  • Çallı, İ. (1998). Atatürk, Cumhuriyet ve Türk dünyası. Erdem, 11(32), 471-482.
  • Çelebi, E. (2010). Atatürk ve Türk dünyası. Kastamonu Education Journal, 18(1), 199-208.
  • Dayı, E. (2000). Atatürk ve Türk dünyası. Atatürk 4. Uluslararası Kongresi 25-29 Ekim 1999 – Bildiriler Cilt I içinde (ss. 515-546). Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi.
  • Doster, B. (2020). Atatürk, Türk Dünyası ve mazlum milletler. Asikitap.
  • Duman, M. (2014). Türkiye’nin Doğu Türkistan’a yönelik dış politikası etki eden faktörler (1939’a kadar). Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi, 8(23), 395-408. https://doi.org/10.33692/avrasyad.684934
  • Ercilasun, A. B. (2023). Kaynama. Ötüken Neşriyat.
  • Ergün, O. ve Kurban, V. (2020). Jeopolitik şekillendirme ve Türk-Rus ilişkileri. Yeditepe Yayınevi.
  • Gasımov, M. (2000). Atatürk and Azerbaijan. Atatürk 4. Uluslararası Kongresi 25-29 Ekim 1999 – Bildiriler Cilt I içinde (ss. 511-514). Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi.
  • Gazioğlu, A. C. (2000). İstiklal Savaşı ve Atatürk döneminde Kıbrıs Türklerinin Türkiye ile ilişkileri. Atatürk 4. Uluslararası Kongresi 25-29 Ekim 1999 – Bildiriler Cilt I içinde (ss. 239-254). Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi.
  • Güler, A. (2017). Türklüğün kanayan yarası Güney/Irak ve Suriye Türkleri. Halk Kitabevi.
  • Güztoklusu, M. (2014). Atatürk’ün gizli kalmış Musul Özdemir Harekatı ve Süleymaniye kongresi. Kripto Basın Yayın.
  • Hasanlı, C. (2011). Tarafsızlıktan Soğuk Savaşa doğru Türk-Sovyet ilişkileri 1939-1953 (Çev. Asker, A.). Bilgi Yayınevi.
  • İnayet, A. (2000). Osmanlı ve Cumhuriyet Döneminde Türk-Uygur İlişkileri Üzerine (1861-1934). Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, 4(2), 319-324.
  • Kapcı, H. Z. ve Erdoğan, A. (2018). Arşiv Belgeleri Işığında Türk-Sovyet İlişkilerinde Doğu Türkistan’ın Bağımsızlık Faaliyetleri (1933-1934). Uluslararası Uygur Araştırmaları Dergisi, (12), 123-134.
  • Kara, A. (2011, Kasım 1). Türkistan Türklerinin Kurtuluş Savaşı’na ve Cumhuriyet’e katkıları. Prof. Dr. Abdulvahap Kara. https://www.abdulvahapkara.com/tuerkstan-tuerklernn-kurtulu-savaina-ve-cumhuryete-katkilari/
  • Karakoç, E. (2004). Atatürk’ün dış Türkler politikası. IQ Kültür Sanat Yayıncılık.
  • Karaca, R. K. (2007). Türkiye-Çin Halk Cumhuriyeti İlişkilerinde Doğu Türkistan Sorunu. Gazi Akademik Bakış, 1(1), 219-245.
  • Kaymaz, İ. Ş. (2014). Şeyh Sait Ayaklanmasında İngiliz Parmağı. Kaynak Yayınları.
  • Kılıç, S. (2000). Atatürk’ün büyük özlemi Türk Dünyası’nda kültür birliği. Atatürk dergisi, 3(1), 53-60.
  • Kılıç, S. (2022). Avusturya arşiv belgelerinde Şeyh Sait isyanı (1925). A. Kaymak, S. Eren, S. Nurdan, K. Güney ve M. Özler (Eds.), XIX. Türk Tarih Kongresi 3-7 Ekim 2022, Kongreye Sunulan Bildiriler (VII. Cilt), Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi içinde (ss. 895-926). Türk Tarih Kurumu Yayınları. DOI: 10.37879/9789751756480.2023.34
  • Köse, İ. (2019). Sovyetler Birliği’nin Türk Boğazlarıyla İlgili Talepleri: 1945-1946 Notaları. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 74(4), 1125-1148. https://doi.org/10.33630/ausbf.571602
  • Köstüklü, N. (2011). 1920’li Yılların Başlarında Kırım ve Kazan Türkleri’nin Yaşadığı Açlık Felaketi ve Türkiye’nin Yardımları. Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 27(80), 293-324.
  • Kul, Ö. (2017). 100 soruda Doğu Türkistan. Rumuz Yayınevi.
  • Kuzu, A. (2013). Atatürk’ün de çocukları vardı. Paraf Yayınları.
  • Kültür Bakanlığı (1992). Atatürk’ün Milli Dış Politikası (Milli Mücadele Döne mine Ait 100 Belge) 1919-1923 Cilt 1. Kültür Bakanlığı.
  • Meydan, S. (2010). Cumhuriyet tarihi yalanları 2. Kitap. İnkilap Yayınevi.
  • Meydan, S. (2017). Panzehir&Gerçeğe çağrı. İnkilap Yayınevi.
  • Nalbantyan, Z. V. (2011). Ermeni cephesinden pan-Turanizm (Çev. Sarnesar, K). Doğu Kütüphanesi Yayınları.
  • Nevici, N. (2010). Petrol çerçevesinde Musul sorunu (1926-1955). Ötüken Neşriyat.
  • Odatv. (2021, Nisan 7). Doğu Türkistan | Atatürk’ün Uygur Türklerine Bakışı. YouTube. https://www.youtube.com/watch?v=HANfzteWnig
  • Oğuz, A. (2021). Ön Söz. Buğra, M. E. Şarki Türkistan tarihi (Haz. Oğuz, A.) içinde (ss. 15-23). Ötüken Neşriyat.
  • Özalp, G. O. (2019). İngiliz arşiv belgeleri ışığında İngiltere’nin Türkistansiya seti (1907-1920) (Tez No. 552495) [Doktora tezi, Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü]. YÖK Ulusal Tez Merkezi.
  • Perinçek, M. (2014a). Sovyet devlet kaynaklarında Kürt isyanları. Kaynak Yayınları.
  • Perinçek, M. (2014b). Atatürk’ün Sovyetlerle görüşmeleri. Kaynak Yayınları.
  • Perinçek, M. (2016). Türk-Rus diplomasisinden gizli sayfalar. Kaynak Yayınları.
  • Perinçek, M. (2021). Kafkasya’da Türk-Sovyet askeri işbirliği (1919-1922). Kaynak Yayınları.
  • Resulzade, M. E. (2020). Pan-turanizm ve Kafkasya meselesi (Çev. ve Yay. Haz. İmanbeyli, V.). Ötüken Neşriyat.
  • Saray, M. (1985). Atatürk’ün Sovyet politikası. Veli Yayınları.
  • Saray, M. (1988). Atatürk ve Türk Dünyası. Acar Yayınları.
  • Saray, M. (2002). Afganistan ve Türkler. ASAM Yayınları.
  • Saray, M. (2017a). Rus işgali devrinde Osmanlı Devleti ile Türkistan Hanlıkları arasındaki siyasi münasebetler (1775-1875). Türk Tarih Kurumu Yayınları.
  • Saray, M. (2017b). Gaspıralı İsmail Bey’den Atatürk’e Türk Dünyası’nda dil ve kültür birliği. Boğaziçi Yayınları.
  • Şimşir, B. N. (2011). Azerbaycan. Bilgi Yayınevi.
  • Şimşir, B. N. (2019). Atatürk ve Afganistan. Türk Tarih Kurumu Yayınları.
  • Tanış, C. (2020). Atatürk dönemi Türk-Çin ilişkileri (1923-1938). Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 6(2), 297-310. https://doi.org/10.31463/aicusbed.772854
  • Teke, C. (2023). Türk siyasal haya tında Memduh Şevket Esendal. Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları.
  • Tellal, E. (2001a). Sovyetlerle ilişkiler. B. Oran (Ed.), Türk Dış Politikası Cilt I içinde (1. Baskı, ss. 155-177). İletişim Yayınları.
  • Tellal, E. (2001b). SSCB’yle ilişkiler. B. Oran (Ed.), Türk Dış Politikası Cilt I içinde (1. Baskı, ss. 314-324). İletişim Yayınları.
  • Togan, Z. V. (2021). Hatıralar. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları.
  • TRT Avaz. (2017, Ocak 18). Mustafa Kemal: Türkistan’a Gidiniz – Türkistan Gündemi – TRT Avaz. YouTube. https://www.youtube.com/watch?v=6Xex70cySSg
  • Türkmen, Z. (2000). Atatürkçü düşünce sisteminin Kafkasya, Türkistan ve Güneydoğu Asyadaki ulusların bağımsızlık mücadelesine yansıması ve günümüzdeki etkileri. Atatürk 4. Uluslararası Kongresi 25-29 Ekim 1999 – Bildiriler Cilt I içinde (ss. 515-546). Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi.
  • Türkmen, Z. (2001). Özdemir Bey’in Musul Harekâtı Ve İngilizlerin Karşı Tedbirleri (1921-1923). Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 17(49), 49-79.
  • Uzman, N. (2018). II. Dünya Savaşı Sonrasında Sovyet Talepleri ve Türki ye’nin Gazi Akademik Bakış, 11(22), 117-142. https://doi.org/10.19060/gav.437787
  • Ünay, S. (2019). Yakın dönem İran tarihi Azerbaycan milli hükümeti (1945-1946). Türk Tarih Kurumu Yayınları.
  • Vurucu, İ. (2017). Turan ülküsü. Kripto Basın Yayın.
  • Yaqublu, N. (2013). Məhəmməd Əmin Rəsulzadə ensiklopediyası. Kitab Klubu.
  • Yılmaz, S. (2024). Asya devrimleri ve Atatürk. Nobel Akademik Yayıncılık.