ŞAM – SDG Anlaşması ve TÜRKİYE

Dr. Polat Üründül |

Suriye’deki iç savaş, ülkedeki aktörler arasında fiilî ve hukuki egemenlik alanları açısından uzun yıllar boyunca derin anlaşmazlıklara yol açmıştır. Baas rejiminin devrilmesi ve yeni bir hükümet kurulması sürecinde Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve merkezi otoritenin tesisi noktasında en kritik dönemeçlerden biri, PKK’nın ülkedeki uzantısı olan Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kendini feshetmesi sürecidir. Geçtiğimiz ay Ahmed eş-Şara liderliğindeki geçici Suriye hükümeti ile SDG arasında kesinleşen anlaşma ülkenin gelecekteki güvenlik mimarisini belirleyecek bir yapılanmayı hayata geçirmektedir. Anlaşma ilk bakışta Suriye’nin toprak bütünlüğü ve Türkiye dahil komşu ülkelerin ulusal güvenliği açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilirse de SDG’nin tam anlamıyla kendini feshetmediği ve Suriye devlet mekanizması içerisinde “paralel yapı” oluşturduğu bir senaryonun ortaya çıkabilecek olması söz konusudur. Bu durum yeni Suriye hükümetinin gelecekte dış müdahalelere, istihbarat zafiyetlerine ve bölünme tehlikesine karşı savunmasız kalmasına sebep olabilir. Bu nedenle Türkiye ulusal güvenliğini tehdit edebilecek unsurlara karşı teyakkuzda olmaya devam etmelidir.

Şam yönetimi ile PKK’nın Suriye kolu SDG arasında yapılan anlaşma, içerdiği hükümler itibarıyla Suriye’nin toprak bütünlüğü açısından önemli bir dönüm noktası anlamına gelmektedir. Ülkedeki Kürt toplumunun eşit vatandaşlık hakkı kazanması, ülkenin kuzeydoğusundaki petrol sahalarının ve diğer stratejik noktaların merkezi yönetime devri ve SDG unsurlarının Suriye Arap Ordusu bünyesine dahil edilmesi gibi maddeler, komşu ülkedeki yapısal sorunlara dair köklü düzenlemeler vaat etmektedir. Uygulanmaya başlanan anlaşmanın en ehemmiyetli başlığı askeri entegrasyon meselesidir. Şam yönetimi, SDG militanlarının mevcut ordu birliklerine bireysel düzeyde katılmasını öngören bir entegrasyon modelini savunsa da SDG blok halinde katılım yanlısı olmuş, yapılan müzakereler sonucu iki tarafın orta yolda buluştuğu bir denklem ortaya çıkmıştır. Suriye Arap Cumhuriyeti ve SDG arasında yapılan anlaşmanın askeri entegrasyon ile ilgili maddeleri aşağıdaki gibidir:

  • “Suriye Savunma Bakanlığı tarafından Haseke ili içinde bir askerî tümen kurulması ve SDG güçlerinin üç tugay hâlinde bu yapıya entegre edilmesi.
  • Ayn el-Arap’taki SDG gücünün, Halep sınırları içindeki bir askerî tümenin bünyesine tugay statüsünde entegre edilmesi.
  • Güvenlik ve istikrarı güçlendirmek amacıyla Haseke ve Kamışlı şehirlerinin her birine 15 güvenlik aracının girişi ve SDG’ye bağlı güvenlik güçlerinin İçişleri Bakanlığı bünyesinde entegrasyon sürecinin başlatılması.
  • Haseke Valisi ve Savunma Bakan Yardımcısının SDG Önerisiyle Atanması…”[1]

Anlaşmanın askeri entegrasyon boyutuna bakıldığında SDG’nin üç tugay halinde Suriye ordusuna katılacağı, terör örgütünün Ayn El Arab güçlerinin ise Halep’e bağlı bir tugay olarak yapılandırılacağı anlaşılmaktadır. Örgütün üst düzey komutanları Suriye Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay kadrolarına yerleştirilecek, SDG’li militanlar Haseke ve Kamışlı’daki yerel güvenlik güçlerinin bir parçası olacaktır. Ayrıca Suriye Savunma Bakan Yardımcısı ve Haseke Valisi’nin SDG tarafından belirleneceği bu denklem, anlaşma terör örgütü tarafından kötüye kullanılırsa pratik olarak SDG’nin kendini feshetmediği ve Suriye devlet yapılanmasına katılırken kendi komuta zincirinden ve bölgesel nüfuzundan feragat etmediği anlamına gelebilecektir. Örgütün Batılı devletlerin istihbarat servisleriyle sahip olduğu ilişkiler ortadadır. Buna ek olarak Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın SDG’nin İsrail gibi dış aktörlerin etkisinde olduğunu ifade etmesi dikkat çekicidir. Suriye gelecekte bir saldırıya uğradığı veya yeni bir iç karışıklık yaşadığı ihtimallerde mevzubahis anlaşmanın SDG tarafından olası kötüye kullanımı espiyonaj ve sabotaj riskini artıracak, kritik pozisyonlardaki örgüt üyelerinin yıkıcı faaliyetler yürütmesi ile Suriye’yi refleksif kontrol yöntemlerine açık hale getirecek ve ülkeyi bölünmeye götürecek potansiyele sahip olacaktır.

Bölgedeki son gelişmeler ile terör örgütünün Suriye’nin kuzeyinde özerklik kazanma hayalleri şimdilik suya düşmüştür. Bölgedeki bütün petrol ve doğal gaz sahaları ile sınır kapılarının Suriye hükûmetine devredilmesi, terör örgütü DAEŞ ile mücadelenin başka bir terör örgütü yerine egemen bir devlet tarafından üstlenilecek olması ve Suriye’nin kuzeydoğusundaki tüm askerî ve idari yapıların merkezî yönetime bırakılması hem Suriye’nin egemenliği hem de komşularının güvenliği için olumlu gelişmelerdir. Ancak SDG’nin elde ettiği kısmi tavizler Türkiye’yi sahadaki gelişmeleri dikkatle takip etmeye zorlamaktadır. Türkiye, Suriye’deki devlet yapılanmasının yeniden tesis edilmesi noktasında ihtiyatlı ve destekleyici politikasını sürdürmeli ve anlaşmanın entegrasyonun güvenlik taramalarının da yapılarak bireysel bazda gerçekleşmesi, terör örgütünün elindeki ağır silahların Suriye hükümetine teslim edilmesi ve ülke dışından gelen terör örgütü mensuplarının Suriye dışına çıkarılması maddelerine riayet edilmesi gibi hükümlerinin uygulandığından emin olmalıdır. Türkiye, Suriye ordusunun yeniden yapılanmasına katkı sağlamalı, iki ülke arasında imzalanan Ortak Eğitim ve Danışmanlık Mutabakat Muhtırası’nın getirdiği fırsatlardan yararlanmalıdır. Suriye’nin uluslararası arenadaki meşruiyeti ülkedeki iç dinamikler ile doğrudan alakalı olacağından Türkiye; komşu ülkede çoğulcu bir siyasal temsilin sağlanması ve hukukun üstünlüğüne dayalı, kapsayıcı bir devlet aygıtının meydana getirilmesi hususlarında rehberlik edici bir rol üstlenmelidir.

[1] ORSAM. (2026, 6 Şubat). Suriye hükûmeti ile SDG arasındaki entegrasyon anlaşması. Ortadoğu Araştırmaları Merkezi. https://orsam.org.tr/yayinlar/orsam-mercek-suriye-hukumeti-ile-sdg-arasindaki-entegrasyon-anlasmasi/