“Avrupa ile savaşa girmeyi planlamıyoruz. Bunu yüzlerce kez dile getirdim. Ancak Avrupa bize karşı savaş yürütmek ister ve aniden bize bir savaş açarsa, buna hazırız. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Avrupa, Ukrayna değildir. Biz Ukrayna’da cerrahi bir hassasiyetle hareket ediyoruz. [Oradaki durum] Kelimenin tam, modern anlamıyla bir savaş değildir. Eğer Avrupa aniden bize karşı savaşa girmeye karar verir ve bunu fiilen gerçekleştirirse, o zaman çok kısa sürede müzakere edecek kimsenin kalmayacağı bir durum ortaya çıkabilir.”
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Macar Dışişleri Bakanı Szijarto’nun 2030’a kadar Rusya ile Avrupa arasında bir çatışma riski olduğunu beyan etmesine dair sorulan bir soruya verdiği bu cevap, Amerika’nın Avrupa güvenliğini sağlama rolünden adım adım çekildiği bu günlerde kıtada 2. Dünya Savaşından bu yana ilk kez büyük ölçekli bir çatışma ortamı oluşması ihtimalini tekrar gündeme taşıdı. Beyanatında (şaşırtıcı olmayan şekilde) Avrupa’yı saldırgan olarak konumlandıran Putin, “kelimenin tam, modern anlamıyla” bir savaş durumunda, Rusya’nın kısa sürede müzakere edilecek bir Avrupa bırakmayacağını dile getiriyor. Konvansiyonel çatışma bağlamında Rusya’nın bu tehdidini gerçekleştiremeyeceğini, başında günler içinde bitmesi beklenen fakat dördüncü yılının içindeki Ukrayna savaşı gözler önüne sermekte. Bu sebeptendir ki Putin Ukrayna’da “cerrahi bir hassasiyetle” hareket ettiğini iddia ediyor, fakat 2022’den beri gerçekleşen yıkım iddiayı doğrulamaktan çok uzakta.
Peki Rusya’nın amacı tam olarak ne? Rusya ve Avrupa arasındaki gerilim nasıl bir çatışma ortamını beraberinde getirecek, ve Avrupa’nın değişen Amerikan doktrini ile birlikte savunma stratejisini gözden geçirmesi kıtayı zamanında hazır duruma getirebilecek mi?
Rusya’nın Dış Politika Hedefleri: Çok Kutuplu Bir Dünya
Rusya’nın Avrupa ve Batı ile olan mevcut çatışmasını anlamak için, Moskova’nın Soğuk Savaş sonrası dönemde geçirdiği doktrinel dönüşümü incelemek elzemdir. 1990’ların başında Rusya, Andrey Kozyrev’in diplomasisiyle Batı liberal düzenine entegre olmayı ve ABD ile eşit bir ortak olarak kabul edilmeyi ummuştu, ancak Batı’nın Rusya’yı “zayıf bir ortak” olarak görmesi bu çabaları boşa çıkardı. Bu hayal kırıklığı, Yevgeny Primakov’un Dışişleri Bakanı olmasıyla birlikte yerini “çok kutupluluk” (multipolarity) kavramına bıraktı. Primakov doktrini, dünyadaki ekonomik ve teknolojik gelişimin dengesizliğine vurgu yaparak, ABD hegemonyasına (tek kutupluluk) karşı Rusya, Hindistan ve Çin (RIC üçgeni) gibi güçlerin dengeleyici bir rol oynamasını öngörüyordu.[1]
Ancak günümüz Rus dış politikası, sadece devletlerin birer güç odağı olduğu basit bir çok kutupluluktan, daha karmaşık bir yapı olan “Polisentriklik” (Çok Merkezlilik) kavramına evrilmiş durumdadır. 2008 Finansal Krizi, 2014 Ukrayna krizi ve Batı ile yaşanan derin siyasi kopuşlar, bu yeni yaklaşımın temel katalizörleri olmuştur. Rus literatürüne göre “Polisentrik” dünya, sadece devletlerden değil, aynı zamanda Avrupa Birliği, ASEAN, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi bölgesel bloklardan ve devlet dışı aktörlerden oluşan rekabetçi bir yapıyı ifade eder.[2]
Bu yeni doktrinin en çarpıcı unsuru, uluslararası ilişkilerin öznesi olarak ulus-devletlerin yerine “medeniyetlerin” konulmasıdır. Rusya’daki hakim görüşe göre bir kutup, “Kültür + Güç” formülüyle tanımlanır; yani bir medeniyetin kültürel kimliği ve bu kimliği savunma yeteneği (egemenlik) esastır. Bu bağlamda Rusya, kendisini sadece bir devlet olarak değil, Batı liberalizmine karşı kendi değerlerini savunan eşsiz bir “Avrasya medeniyet kutbu” olarak konumlandırmaktadır. Bu bakış açısı “kural bazlı” uluslararası sistemin normatif yargılarından muaftır, ve güç siyasetinden meşruiyet devşirir.[3]
Sonuç olarak Rusya’nın asrımızın başından bu yana sürdürdüğü politikaların nihai hedefi, Batı merkezli “tek kutuplu anı” sona erdirmek ve “Küresel Güney” ile birlikte gücün yeniden dağıtıldığı, Batı-sonrası (post-Western) bir dünya düzeni inşa etmektir. Putin yönetiminin Ukrayna’daki ve daha geniş anlamda Avrupa’daki hamleleri, sadece bölgesel bir güvenlik arayışı değil, “küreselci” Batıya karşı yürütülen mücadelenin yansımasıdır.
Rusya’nın inşa etmeye çalıştığı bu “çok merkezli” ve değerlerden arındırılmış dünya düzeni, paradoksal bir biçimde Washington’ın yeni güvenlik doktrini tarafından da desteklenmektedir. Yeni Amerikan Ulusal Güvenlik Stratejisi, ABD’nin Soğuk Savaş sonrasında üstlendiği “liberal dünya düzeninin koruyucusu” rolünden radikal bir kopuşu simgelemektedir. Belgede açıkça ifade edilen “Amerika’nın politikası çok uzun süredir liberal ideolojiyi yaymaya odaklanmıştır… Bunun yerine çatışmaları azaltacak ortaklıklar aranmalıdır” yaklaşımı, Rusya’nın yıllardır savunduğu “devletlerin iç işlerine ve rejimlerine karışılmayan, ideolojisiz dış politika” tezine Washington’dan gelen bir kabul niteliğindedir.
Dahası, yeni doktrinin NATO müttefiklerinden savunma harcamalarını GSYİH’nin %5’ine çıkarmalarını talep etmesi ve ittifak ilişkilerini salt bir “işlem” (transactional) düzeyine indirgemesi, Avrupa’yı ABD şemsiyesi altından çıkıp kendi başının çaresine bakmaya zorlamaktadır. Amerikan liderliğinin “küresel bir misyon” yerine “önce ulusal çıkar” eksenine kayması, küresel arenada oluşan güç boşluğunu tam da Rusya’nın öngördüğü gibi farklı güç merkezlerinin (kutupların) doldurması için gerekli şartları olgunlaştırmaktadır. Kısacası, Washington’ın “imparatorluk” yükünü sırtından atması, Moskova’nın eski etki alanını tekrar konsolide etme hevesi için bulunmaz bir fırsat yaratmaktadır. Bu da Ukrayna savaşına Rusya’nın oldukça lehine bir barış planı, Amerika tarafından aceleyle AB ve Avrupa’ya kabul ettirilmeye çalışılırken; Rusya’nın eski etki alanı olan Doğu Avrupa’nın da içinde bulunduğu AB ve Rusya’nın karşılaşmasını kaçınılmaz kılmaktadır.[4]
Nasıl Bir Savaş?
Avrupa ve Rusya arasında konvansiyonel anlamda bir savaş her ne kadar halihazırda savaş yorgunu bir Kremlin açısından stratejik olarak makul bir risk gibi gözükmese de, NATO ve AB yetkilileri bu ihtimali kategorik olarak reddetmiyor. NATO Genel Sekreteri Rutte, yakın zamanda Rusya’nın sıradaki hedefinin NATO topraklarına saldırmak olduğunu, önümüzdeki beş yıl içerisinde böyle bir girişimde bulunabileceğini iddia etmişti.[5] Polonya Dışişleri Bakanı Sikorsky Rutte’den aylar önce Ukrayna’nın kapitüle edilmeye zorlandığı takdirde Avrupa’yla topyekün bir çatışmaya girebileceğini, 2030’a kadar Avrupa’nın savunmasını hazır hale getirmesi gerektiğini söylemişti.[6] Konvansiyonel bir savaş senaryosu için en bariz engel AB ve NATO’nun örtüşümü. Sınırları aşan “küçük yeşil adamlar” ile sonuçlanacak her türlü eskalasyon NATO’nun 5.Maddesini, ve dolayısıyla Amerika’yı devreye sokacağından dolayı Kremlin’in bu yolu seçmesi için tam anlamıyla varoluşsal bir ikilemde kalması gerekir. Rusya’nın etki alanını genişletmek için bu tür stratejileri NATO üyesi olmayan Gürcistan, Kazakistan gibi komşularına karşı kullanması daha muhtemel bir senaryo. Bu bağlamda 2014’te Kırım ve Donbass’ın fiili ilhakından bu yana tepkilerinde yavaş ve kendi tedbirlerinde yetersiz kalan Avrupa’nın Rusya’nın saldırması ihtimalini sesli olarak dile getirmelerinde olası bir savaşa geç kalmadan hazırlanmak için gerekli kamuoyunu oluşturma çabası gözlemlemek mümkündür.
Daha muhtemel olan, ve kimilerine göre halihazırda gerçekleşen[7] savaş senaryosu ise düşük yoğunluklu, zamana yayılmış bir hibrit savaş. Rusya’nın AB ile çatışan çıkarlarını elde etmek için AB ülkeleriyle ordusunu kullanarak savaşmasına (en azından şu an için) gerek yok. Rusya’nın ilan edilmiş hedefleri olan NATO genişlemesini durdurmak (ve nihai olarak “düzeltmek”) ve eski etki alanını tahkim etmek için “birlik” vasfını, özgüvenini ve becerilerini kaybetmiş bir AB; ve AB’nin güvenliğini sağlama sorumluluğundan yılmış bir Amerika ideal şartları oluşturuyor. AB askeri olarak Rusya’dan ne kadar geride olursa olsun, anlaşılabilir ve ortak bir irade ortaya koyamayan bir blok ile hibrit düzlemde savaşmak Kremlin için çok daha mantıklı. Bu hibrit savaş çabasının en belirgin hedefleri blok içindeki ayrışmaları körükleyerek Avrupa’nın birlik hissini zayıflatmak (bunun en iyi örneği Macaristan’dır)[8], askeri ve sivil altyapıyı hedef alarak Avrupa’nın kendini koruyamayan durumunu kalıcılaştırmak ve kendisi için faydalı gördüğü siyasi akımları destekleyerek Avrupa’nın direncini içerden çürütmek[9]. Rusya’nın bu çabası Batı için yeni bir vaka olmaktan uzak. Rusya’nın hibrit savaş faaliyetlerini nasıl sürdürdüğüne dair Avrupalıların raporlarına göre, Moskova’nın amaçlarına ulaşmak için başvurduğu yöntemler şu şekilde:
- NATO Bütünlüğünü Gizli Operasyonlarla Baltalamak: İttifakın caydırıcılığını kırmak amacıyla; mühimmat depoları, enerji boru hatları ve limanlara yönelik “kaza süsü verilmiş” sabotajlar düzenlenmektedir. Ayrıca, turist veya öğrenci kılığındaki GRU ajanları aracılığıyla keşif faaliyetleri yürütülmekte ve Wagner kalıntıları ya da suç örgütleri gibi “inkar edilebilir” vekil unsurlar kullanılmaktadır.
- Transatlantik Bağı Hedef Almak: Kriz anında Amerikan takviye birliklerinin Avrupa’ya hızlı intikalini engellemek için stratejik noktalar hedef alınmaktadır. Bunun yanı sıra demiryolu ağları, askeri üsleri besleyen enerji sistemleri, çift kullanımlı limanlar ve ABD-Avrupa arasındaki denizaltı veri kabloları Rus istihbaratı ve vekilleri tarafından sürekli test edilmekte ve sabote edilmektedir.
- Nüfuz Ağları Yoluyla Demokratik Yönetimi Zayıflatmak: Siyasi partilere ve kültürel organizasyonlara sağlanan gizli finansman, akademik ve ticari elitlerle kurulan uzun vadeli ilişkiler ve diaspora örgütlerine sızılması yoluyla demokratik karar alma mekanizmaları manipüle edilmektedir. Bu ağlar, politika tartışmalarını çarpıtarak Avrupa demokrasilerini Rus etkisine daha açık hale getirmeyi hedefler. (Trump yönetiminin de Avrupa’ya dair benzer niyetleri olduğunu not etmek gerekir[10])
- Avrupa’da Sürdürülebilir Bir İstikrarsızlık Yaratmak: Batıyı sürekli olarak orantısız kaynak ve politik enerji harcamaya zorlayacak, düşük yoğunluklu ama sürekli bir kriz ortamı (“perpetual low-grade crisis”) oluşturulmaktadır. Her siber saldırı veya dezenformasyon dalgası, ABD’yi ve Avrupa’yı reaktif bir savunma pozisyonunda kalmaya zorlamaktadır.[11]
Avrupa’nın Çabaları Yeterli Mi?
Amerika’nın güvenlik şemsiyesinin zayıfladığı ve Rusya’nın hibrit saldırılarının yoğunlaştığı bu dönemde, Avrupa Birliği kendi çıkarları ve varlığı adına nihayet “barış projesi” kimliğinin ötesine geçerek bir “güvenlik sağlayıcıya” dönüşmesi gerektiğinin farkına varmıştır. Bu farkındalığın en somut tezahürü, Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan White Paper for European Defence – Readiness 2030 belgesidir. Belge, Avrupa’nın savunma yeteneklerinin on yıllardır süren yetersiz yatırım nedeniyle zayıfladığını itiraf etmekte ve 2030 yılına kadar kıtanın savaşa hazır hale gelmesini hedefleyen iddialı bir yol haritası çizmektedir.
Bu yeni stratejinin merkezinde, Avrupa savunma sanayisinin kronik hastalığı olan “parçalanmışlığı” sona erdirmek yatmaktadır. Avrupa ülkeleri halen çok sayıda farklı tank, uçak ve topçu sistemi kullanarak lojistik bir kabusa ve maliyet verimsizliğine neden olmaktadır. AB’nin çözüm önerisi, “Savunma Birliği” çatısı altında ortak tedarik mekanizmalarını devreye sokmak ve savunma harcamalarını ulusal sınırlar içinden çıkarıp kıta çapında bir “Tek Pazar” (Single Market for Defense) mantığıyla yönetmektir. Hazırlık 2030 belgesi, üye devletlerin silah alımlarını konsolide etmelerini, böylece hem ölçek ekonomisinden faydalanmayı hem de NATO standartlarında birbiriyle uyumlu ordular kurmayı öngörmektedir.[12]
Ancak teoride makul görünen bu çabaların pratikte yeterli olup olmadığı ciddi bir tartışma konusudur. Birinci temel sorun “zamanlamadır”. Brüksel, savunma mimarisini 2030’a kadar yeniden inşa etmeyi hedeflerken, Rusya’nın savaşı “gelecekte” değil, “bugün” yaşanmaktadır. Kremlin’in yürüttüğü hibrit savaş; bürokratik reformları, uzun vadeli sanayi yatırımlarını veya 2030 vizyonunu beklememektedir. Avrupa’nın hantal karar alma mekanizmaları, Rusya’nın anlık değişen hibrit savaş taktiklerine (siber saldırılar, sabotajlar, göç baskısı) yanıt vermekte halen yavaştır.[13]
İkinci ve daha derin sorun ise “siyasi irade” eksikliğidir. Avrupa’nın savunma ve rekabet alanındaki atılımını engelleyen temel faktör, üye devletlerin veto yetkisi ve Brüksel’in “konsensüs” saplantısının yarattığı karar alma felcidir. Barış zamanında üye ülkelerin egemenlik ilkesini korumak için elzem olan bu ilkeler, Avrupa’yı çatışma anında kolektif karar verebilmekten aciz bir siyasi yapı haline getirmiştir. “NATO-Güvenlik, AB-Ekonomik” işbirliği paradigmasının Amerika’nın çıkarlarının Avrupa’yla örtüşmeyi kestiği anda Avrupa’yı savunmasız bıraktığı belirgin bir vakadır. [14] Yeniden silahlanma bir yana dursun, Avrupa Ukrayna savaşının çözümlendirilmesi konusunda diplomatik olarak bile inisiyatifi elde edememiştir. Gazze ateşkesinden sonra odağını Ukrayna’ya çevireceği aşikar olan Trump yönetiminin Rusya ile birlikte savaşın çözümü üzerine olan gündemi belirlemesini beklemiş ve izlemiş olmak Avrupa dış politikası için utanç kaynağı olmalıdır.
Sonuç olarak Avrupa, doğru teşhisi koymuş (Amerika’nın yokluğunda savunmasız bir kıta) ancak tedavi sürecine çok geç başlamış bir hasta görünümündedir. “Hazırlık 2030” stratejisi, yön olarak doğru olsa da, Rusya’nın “Sonsuz Savaş” paradigmasının hızı ve ABD’nin çekilme takvimi göz önüne alındığında, kıtayı kısa ve orta vadede tek başına ayakta tutmak için gereken hız ve ölçekten henüz yoksundur. Avrupa’nın kaderi, 2030 planlarını ne kadar hızlı hayata geçirebileceğine ve bu geçiş sürecinde Rusya’nın hibrit yıpratma savaşına karşı siyasi birliğini koruyup koruyamayacağına bağlı olacaktır.
Sonuç
Putin’den bir alıntıyla başlayan bu yazıyı bir Churchill alıntısı ile özetlemek mümkün. “Rusya’nın eylemlerini tahmin edemem. [Rusya] Bir enigmanın içindeki bir gizeme sarılı bir bilmece. Fakat belki de bir anahtar vardır. Bu anahtar Rusya’nın ulusal çıkarlarıdır.”[15]
Modern Rusya’nın kuruluşundan beri yürüttüğü güvenlik ve uluslararası ilişkiler politikaları gösteriyor ki Churchill’den bu yana Rusya’nın ne yapacağı öngörülemez fakat stratejik olarak tutarlı yapısı tarihsel bir devamlılığa sahip. Bunun en yakın tezahürü olan Ukrayna savaşı, Rusya’nın stratejik olarak avantajlı olmayan bir savaşa girmeyeceği yönündeki yorumlar yapılırken patlak vermişti. Bu sebeple Rusya ile aynı jeopolitik “mahallenin” sakinleri (buna Türkiye de dahildir), Rusya ile ilişkilerinde hiçbir ihtimali göz ardı etmemelidir. Rusya’nın ulusal çıkarlarına uygun olduğunu düşündüğü her hamleyi, stratejik olarak ne kadar dezavantajlı gözükse de bir gün yapabileceği sağlıklı bir varsayım olacaktır.
Rus dış politikası ile en belirgin çıkar çatışmasını yaşayan AB bloğunu önümüzdeki yıllarda, özellikle Amerika’da Cumhuriyetçi iktidarın Trump sonrasında devam ettiği bir senaryoda zorlu bir sınav bekliyor. Avrupa Birliği bir yandan siyasi bütünlüğünü ve ekonomik sağlığını korumaya çalışırken diğer yandan Amerikan desteği olmadan Rusya ile (en iyi ihtimalle) düşük yoğunluklu bir hibrit savaş halinde olacak.
[1] Irina Antonova ve Maria Lagutina, “Russia’s Perspective of a New World Order,” The Routledge Handbook of Russian International Relations Studies, January 6, 2023, 263–86, https://doi.org/10.4324/9781003257264-21.
[2] Irina Antonova ve Maria Lagutina, “Russia’s Perspective of a New World Order,” The Routledge Handbook of Russian International Relations Studies, Ocak 6, 2023, 280, https://doi.org/10.4324/9781003257264-21 ; Pavel A. Tsygankov and Evgeny N. Grachikov, “Problema mirovogo poryadka v kitayskoy I rossiyskoy politicheskoy nauke: obschee I osobennoe” [“The Problem of World Order in Chinese and Russian Political Science: General and Special”], Politicheskaya nauka [Political Science] (2015): 31, https://cyberleninka.ru/article/n/problema-mirovogo-poryadka-v-kitayskoy-i-rossiyskoy-politicheskoy-naukeobschee-i-osobennoe
[3] Alexander G. Dugin, The Chinese Dream: From Shy Hegemony to a Multipolar World. Geopolitica.ru, December 31, 2018. www.geopolitica.ru/article/kitayskaya-mechta-ot-robkoy-gegemonii-kmnogopolyarnomu-miru
[4] https://www.whitehouse.gov/wp-content/uploads/2025/12/2025-National-Security-Strategy.pdf
[5] https://www.reuters.com/business/aerospace-defense/natos-rutte-warns-allies-they-are-russias-next-target-2025-12-11/
[6] https://www.aa.com.tr/en/europe/russia-may-be-ready-to-attack-europe-by-2030-poland-s-foreign-minister/3518727
[7] https://www.pravda.com.ua/eng/articles/2025/12/11/8011389/
[8] https://www.bbc.com/news/articles/c058lny3pdqo
[9] https://www.aljazeera.com/features/2024/6/5/pragmatic-manipulation-is-russia-playing-with-european-voters-minds
[10] https://www.dw.com/en/will-trump-pull-italy-austria-poland-hungary-from-eu/a-75134777
[11] https://cepa.org/comprehensive-reports/russia-and-chinas-shadow-war-in-europe/
[12] https://commission.europa.eu/document/download/e6d5db69-e0ab-4bec-9dc0-3867b4373019_en?filename=White%20paper%20for%20European%20defence%20%E2%80%93%20Readiness%202030.pdf
[13] https://www.pravda.com.ua/eng/articles/2025/12/11/8011389/
[14] https://www.reuters.com/commentary/breakingviews/here-is-how-europe-can-get-its-act-together-2025-12-08/
[15] https://winstonchurchill.org/resources/quotes/russia-2/
