YİTİP GİDENLERİN ANISINA…

Bekir Ali Yüksel |

Saatler 04.17’yi gösterdiğinde zaman durdu, takvimler 6 Şubat’ta takılı kaldı.

O gece sadece yer yerinden oynamadı; bu coğrafyanın “güven” denen kolonu da çatladı. Memleket, kulaklardan silinmeyecek o uğultuyla, o korkunç sarsıntıyla uyandı.

Sonrası; karanlık, sonrası; soğuk, sonrası; derin bir sessizlik…

Türk milleti olarak o gün, en çok ihtiyaç duyduğumuz anda “kimsesiz” kalmanın ne demek olduğunu iliklerimize kadar üşüyerek öğrendik. Hatay ve Kahramanmaraş’ta bizzat bulundum. O enkazların arasında, o tozlu ve ölüm kokan sokaklarda yürürken gördüklerim, hiçbir haber bültenine, hiçbir istatistiğe sığacak gibi değildi. İnsanlar can havliyle tırnaklarıyla betonları kazırken, kulaklar tek bir sorunun cevabını arıyordu: “Devlet nerede?”

Bize yıllardır “kudretli” olduğu anlatılan mekanizmanın, kendi vatandaşı enkaz altındayken nasıl kilitlendiğine şahitlik ettim. İlk üç gün… O hayati, o geri dönüşü olmayan, saniyelerin ömürden çaldığı o ilk üç gün Hatay’a uğramayanları, talimat bekleme hastalığı yüzünden sorumluluk almayan bürokratları, yollarda bekletilen iş makinelerini gördüm. Afet büyüktü, evet; ama asıl felaket, organizasyonsuzluğun yarattığı o kahredici boşluktu.

Ve ben, o boşluğu dolduran yüce gönüllü milletimin ferasetini de gördüm, o boşluğu yaratanların vicdansızlığını da… Bugün “unutalım, geride kaldı” diyenlere inat, hafızamız dimdik ayakta.

Unutmadık.

Kendi beceriksizliğini, “Asrın felaketi” masalıyla, algı operasyonuna dönüştürmeye çalışanları unutmadık.

Feryatlarımıza küfürlerle karşılık verenleri unutmadık.

Enkaz altındaki insanlar, sevdiklerine ulaşmaya çalışırken bant daraltması yapıp iletişimi kesenleri unutmadık.

Depremzedelere sıcak bir çorbayı çok gören işletmeleri unutmadık.

Türk askeri kurtuluşun mimarı görülmesin diye askeri kışladan çıkarmayanları unutmadık.

Metrekareden kar etmek için bebeklere mezarlık inşa eden müteahhitleri unutmadık.

Millet can derdindeyken, depremzedeye çadır satan o tüccar zihniyeti unutmadık.

Enkaz altında kurtarılmayı bekleyen insanlara sela dinletenleri unutmadık.

6 Şubat’ta yitip gidenler, birer sayı değil; yarım kalmış gülüşler, büyüyememiş çocuklar, tamamlanmamış hayallerdir. Onların aziz hatırasına borcumuz sadece yas tutmak değil; gerçeği sorumluların yüzlerine haykırmaktır.

Eğer biz bugün bu hesaplaşmayı yapmazsak, eğer liyakati değil sadakati, bilimi değil kaderciliği, insanı değil rantı önceleyen bu düzeni değiştirmezsek; bu acılar kaderimiz olmaya devam edecek.

Bir daha kimsenin o beton bloklar altında “Sesimi duyan var mı?” diye bağırmak zorunda kalmayacağı bir ülke kurmak boynumuzun borcudur.

Toprak sarsıldı, binalar yıkıldı ama bir tek bu milletin vicdanı enkazın altından sağ çıktı.

Bize düşen, o vicdanı diri tutmak ve bu hesabı mahşere bırakmamaktır.

Yitip gidenlerin anısına…

Unutmayacağız, affetmeyeceğiz ve bir daha yaşanmasın diye susmayacağız.